14 Şubat 2016 Pazar
7 Ekim 2015 Çarşamba
DÜNYADA SİGORTA ŞİRKETLERİNİN MÜŞTERİ MEMNUNİYET ORANI DÜŞÜYORMU?
Sigorta endüstrisindeki son gelişmelerin takibi,
endüstrimizdeki bugün yaşadığımız gelişmeleri değerlendirebilmek diğer yandan
yakın gelecekte olacak olan değişimleri öngörebilmek açısından, son derece
önemli.
Dünyada 2013 yılı sonuçlarını incelediğimizde gördüğümüz
en önemli gelişme sigorta şirketlerinin karlılıklarında gözle görülür biçimde
iyileşmeler gerçekleştirmeleridir. Bileşik rasyoyu oluşturan en önemli
bileşenler bilindiği gibi hasar oranı, gider oranı ve üretim masraflarıdır. 2013
yılında hasar oranında 2010 yılına göre ülkeden ülkeye göre değişik olmakla
beraber önemli indirim sağlanmıştır. Diğer yandan gider oranlarına bakıldığında
2010 yılındaki oran hemen hemen 2013 yılında da aynı oranda gerçekleşmiş yani
herhangi önemli bir değişim sağlanamamıştır. Diğer yandan aynı şekilde üretim
masrafları kısmında da 2010 yılında gerçekleşen oran 2013 yılında çok fazla
değişmemiştir.
Bu oranların yorumlanmasını yapacak olursak, son dönemde
sigorta şirketleri hasar oranını düşürmek adına özellikle fiyat artışı ve hasar
maliyetlerinin düşürülmesi konusunda çok ciddi stratejiler üretmek sureti ile
bu iki kalemin katkısı ile hasar oranında çok önemli gelişme sağlamışlardır. Diğer
yandan giderlerde herhangi bir değişim olmamasının altında teknolojik
gelişmeler konusunda sigorta şirketlerinin yeterince yaratıcı çözümler
üretememesi diğer yandan gereken IT çözümlerini hala devreye alamaması
yatmaktadır. Aynı şekilde üretim masrafları konusunda değişimin çok fazla
olmamasında da son yıllarda çokça dile getirilen alternatif satış kanallarının
konuşulduğu kadar devreye girememesinin yattığını kolayca söyleyebiliriz.
Tüm dünya piyasalarında yapılan ölçümlemelerde son
yıllarda müşteri beklentilerini karşılamada sigorta endüstrisinin giderek düşen
bir performansa sahip olduğu gibi çok çarpıcı bir tablo ile karşı karşıya
kaldığını görmekteyiz. Bu geriye gidişin analizinde özellikle fiyat
artışlarından müşterilerin son derece şikâyetçi oldukları diğer yandan
özellikle hasar uygulamalarındaki son dönemlerdeki katı tutumların müşteriler
tarafından şikâyet konusu yapıldığı görülmektedir.
Özellikle hasar yaşamayan müşterilerin memnuniyet oranı
hasar yaşayan müşterilerin memnuniyet oranına göre oldukça yüksek çıkmaktadır. Diğer
yandan oto hasarında memnun olan müşterilerin genel memnuniyet oranına katkısı
%32 çıkarken diğer hasarları yaşayan müşterilerde bu oran sadece %27 çıkmaktadır. Bu bize oto sigortalarında
hasar hizmetinin önemini göstermesi bakımından çok çarpıcı bir sonuçtur.
Sigorta endüstrisinde saptanan bir diğer önemli sonuçta
acentelerden memnun olma oranında (müşterinin olumlu deneyim oranı) son
yıllarda artış görülürken direk, telefonla satış, internetle satış mecralarında
düşüş görülmesidir. Nitekim Amerika’da acenteden memnuniyet %57 çıkarken
internet/mobilde bu oran %43, Avrupa’da acente memnuniyeti %47 çıkarken
internet mobilde bu oran %38 olarak çıkmıştır. Aslında bunun izahı sigorta
şirketlerinin fiyat artışı ve hasar uygulamalarındaki sıkılaşan uygulamalarını
müşteriye aktarımında ve sorunların çözümünde profesyonel acentelerin
tavsiyelerinin ve sorun çözme becerilerinin direk mecralara göre daha tatmin
edici olmasıdır. Bu aslında yeni dönemde müşterilerin acentelere olan
ihtiyaçlarının giderek artacağı bir yeni döneme girildiğini de göstermektedir.
Dünyada olan bu gelişmelerin global oyuncuların çoğunlukta olduğu piyasamızda yaşandığı ve de yaşanacağını bilmemiz ve stratejilerimizi buna göre oluşturmamız gerekiyor.
1 Ekim 2015 Perşembe
ULUSLARARASI ŞİRKETLERİN SON DÖNEMDEKİ AÇMAZLARI
Alman otomobil devi Volkswagen’de (VW) ortaya çıkan
emisyon skandalı hakkında Federal Ekonomi Bakanı Wolfgang Schäuble’den açıklama
geldi. Skandalın ardından ilk kez konuşan Schäuble, RedaktionsNetzwerk
Deutschland‘a (RND) yaptığı açıklamada, Volkswagen’in artık eski Volkswagen
olamayacağını söyledi. Schäuble skandalı açgözlülüğün bir sonucu olarak
nitelendirdi.
Aslında konunun sadece açgözlülükle açıklanması çokta
doğru değil. Ana sorun kapitalist sistemin geldiği nokta. Bu konuda yeni bir
yaklaşım gündeme getirilip tartışılmadıkça sistemin böyle devam etmesi ve de bu
tür skandallarla karşılaşılması kaçınılmaz olarak gözüküyor. Uluslararası, özellikle
tamamı yada büyük çoğunluğu halka açık şirketlerde hisse senedi değeri ve
getirisi konusundaki beklentiler yöneticilerin bu baskılar karşısında karı
maksimize etme yönündeki çabaları işi bu noktaya getiriyor. Yöneticiler önce
karlılıktaki beklentilere uygun gerekli düzenlemeleri yaparak hedeflerine
ulaşmaya çalışıyorlar.
Bir süre sonra giderek artan kar baskısını karşılamakta
zorluk yaşıyorlar. Ya maliyette yada satış fiyatında bir takım manipülasyonlar
yaparak bir süre daha beklentileri karşılamaya ve yöneticilik sürelerini
uzatmaya, bonus vs. getirilerini en yüksek noktada tutmaya çalışıyorlar. Bu
sarmal her yıl giderek büyümeye ve içinden çıkılmaz hale geldikçe etik
değerlerden giderek daha fazla uzaklaşmaya başlanıyor. Müşteri beklentilerini
hiçe sayma ve en büyük müşterinin sermayedar olduğu yeni bir anlayış
şirketlerde egemen oluyor. Her konuya kar ve getiri penceresinden bakma şirket kültürü
haline geldikçe şirketler giderek merkezden yönetilen, merkezin dediklerini en
iyi yapan yöneticilerle çalışan tek tip organizasyonlara dönüşüyor.
VW ve otomotiv sektörü şimdilik öne çıktı ama çok sayıda
sektör ve şirket örneğini önümüzdeki günlerde görmemiz kaçınılmaz.
20 Temmuz 2015 Pazartesi
MÜŞTERİ ODAKLI OLMA ANLAYIŞI
Geçtiğimiz gün bir AVM'ye gittim ve aracımı valeye doğru
sürdüm. Vale kapıyı açarak "Merhaba Cemal Bey, hoş geldiniz" dedi şaşkınlık
geçirdim. Vale telefonumun son 4 hanesini söyledi ve "aynı telefon mu"
diye sordu. Elindeki IPad’den benim daha önceki ziyaretimdeki bilgileri plakamı
görünce bulup bana söylemesi çok hoşuma gitti. Aracımı teslim ettikten bir kaç
dakika sonra aracımın AVM’nin hangi katında park edildiği bilgisi ile mesajdaki
adresi tıkladığımda aracın teslim yerine hareket edeceği bilgisini bana
ulaştırdılar. Bu güzel örnek, müşterinin beklentilerine uygun iş modelini
oluşturan firmaların ciddi anlamda ayrışabileceğini gösterdiği için bu yazımda
bu anlayışı işlemek istedim.
Amazon.com'un kurucusu ve CEO’su Jeffrey P. Bezos da "Bir şirket kısa vadede kar etmek yerine uzun vadeye odaklanırsa müşterilerin menfaatleriyle hissedarların çıkarlarının aynı doğrultuda olduğunu görür." der ki bu yaklaşım son derece doğrudur. Nitekim kısa vadeli bakış açısına sahip şirketlerin piyasalarda barınamadığının çok sayıda örneğini tüm dünya piyasalarında görmekteyiz.
Sonuç olarak bir şirketin müşteri odaklı olmasının birinci şartı, "önce müşteri" kararını alması ve yapacağı bütün uygulamaları bu temele uygun hale getirmesidir.
Müşteriyi merkeze oturtan ve tüm organizasyonu müşteri
beklentilerine göre tasarlayan müşteri bazlı organizasyonlar giderek
yaygınlaşmaya başladı. Bu sistemi tanımlarken dünyada Mr.Strateji olarak
tanınan Japon uzman Kenichi Ohmae, bu sistemi şirketlerde oturtabilmek için
"önce müşteri" anlayışını hayata geçirmek gerektiğini ve diğer tüm paydaşların
tatminlerinin ikinci derecede önemli olduğunu; eğer müşteriler tatmin olursa bu
durumda doğal olarak bütün paydaşların tatmin olabileceğini söyler.
Amazon.com'un kurucusu ve CEO’su Jeffrey P. Bezos da "Bir şirket kısa vadede kar etmek yerine uzun vadeye odaklanırsa müşterilerin menfaatleriyle hissedarların çıkarlarının aynı doğrultuda olduğunu görür." der ki bu yaklaşım son derece doğrudur. Nitekim kısa vadeli bakış açısına sahip şirketlerin piyasalarda barınamadığının çok sayıda örneğini tüm dünya piyasalarında görmekteyiz.
Müşteri odaklı olmanın sözde kalmaması ve şirketin her
günkü uygulamalarına geçebilmesi için organizasyon içinde atılması gereken
somut adımlar bulunmaktadır. Nitekim Ajay K. Kohli ve Bernard J. Jaworski gibi
pazarlama konusunda uzmanlaşmış akademisyenlerin müşteri odaklı olmak isteyen
şirketlere önerdiği öncelikli adım, şirketlerin departmanlar arası işbirliğini
artıracak bir yapı kurmalarıdır.
Böyle bir yapı kurmak için departmanların fonksiyonel bir
biçimde dizayn edilmesi ve diğer departmanlarla birlikte hareket ederek müşteri
bazlı organizasyonun gereği olan hızlı ve doğru kararları alması gerekir.
Jaworski ve Kohli, departmanların birlikte çalışması sonucunda herkesin resmin
bütününü gördüğünü ve müşteriyle doğrudan temasta olmayan departmanların bile
müşterileri odağa koyarak iş yaptıklarını ifade etmektedirler.
Ayrıca müşteri odaklı bir şirket olmak için, şirketin
süreçlerinde ve çalışma yöntemlerinde de yapısal değişiklikler yapılması
mutlaka gerekmektedir. Müşteri odaklı olmak demek, bazı müşterilere ya da
şikayet edenlere ayrıcalıklı davranmak, bunlara özel davranmak değildir.
Müşteri odaklılık, her müşteriyi sistemli bir şekilde memnun edecek bir alt
yapı oluşturarak sistemin sorunsuz ve akışkan biçimde çalışmasının sağlanması
demektir. Aslında müşteri odaklı bir şirkette karar almak son derece kolaydır, çünkü
üretimden dağıtıma, finanstan pazarlamaya kadar ortaya çıkan bütün fikir
ayrılıklarına "müşteri için neyin iyi olduğuna" bakarak karar verilir. Bu temel
bakış açısı departmanlar arası ya da kişisel çekişmelerin önüne geçer.
Bütün bunları söylemekle beraber alınan kararın, şirkete
ne kadar maliyet yükleyeceğinin hesabı mutlaka yapılmalıdır. Bu noktada alınan
karar ile maliyet arasında bir mukayese yapılmalı ve bu maliyeti doğuran
nedenlerin analizi yapılarak maliyet tasarrufu sağlanmış maliyet ile müşteri
memnuniyeti mukayesesinde tabiidir ki şirket bakımından konusunda aksiyon
alınmalıdır. Bu analizler sonrası yaratılacak tasarruf sonucunda müşteriyi
memnun edecek kararlar üretiliyorsa şirket mutlaka bundan karlı çıkacaktır.
Alınacak kararın doğruluğunun tek ölçüsü, bu kararın müşteri üzerinde
yaratacağı olumlu etkidir. Müşteri menfaatine uygun her karar, şirket genelinde
uzun vadede başarı getirir. Kısaca "müşteriler için iyi olan, şirket için de
iyidir."
Jeffrey P. Bezos "Biz Amazon.com‘da bir şeyler satarak
değil, müşterilerin satın alma kararlarına yardımcı olarak para kazanırız"
der. Bir şirket işini bu şekilde tarif
ettiğinde, aslında bütün kararları ve uygulamaları açısından en iyi “ölçütü”
bulmuş demektir. Müşteri bu anlamda en güvenilir ve en doğru rehberdir.
Müşteri odaklı şirketlerde satış yapmak önemli bir hedef
olmakla beraber nihai hedef değildir. Aslolan müşteri ile uzun süreli bir
ilişki başlatabilmektir ve esas hedef, her müşteriyi ömür boyu elde tutmaktır.
Bir şirketin müşteri odaklı olabilmesi için üç unsur son
derece önemlidir.
1 - Bir şirket öncelikle "müşteri odaklı olmak ne
demektir?" konusunda gerçekçi bir tanım yapmalıdır.
Hangi kararların, hangi uygulamaların müşteri odaklılıkla
uyumlu; hangilerinin uyumsuz olduğunu tarif etmelidir. Her departman şirketin
bu tarifine kendi katkısını sunmalı, işlerini nasıl yaparlarsa müşteri odaklı
olacaklarını net bir şekilde tanımlamalıdır. Şirket, müşteri odaklılığı gelip
geçici bir heves değil, şirketin DNA’sına yerleşecek bir felsefe olarak
benimsemelidir.
2 - Müşteri odaklılığın nasıl ölçüleceği üzerinde bir
anlaşma sağlanmalıdır. Şirket, hangi kriterleri, ne ölçüde yerine getirirse
müşterileri memnun edeceğini önceden belirlemelidir. Belirlenen kriterler
şirketin rakamsal hedefleri yanında önemle takip edilecek en önemli KPI
olmalıdır.
3 - Müşteri odaklı olmanın iş yapmaya nasıl yansıyacağının
sistemi kurulmalıdır. Bir niyetten öte, günlük hayatta da “müşteri odaklı olmak”
için şirketin süreçleri bu anlayışı hayata geçirecek şekilde yazılmalı ve iş tesadüflere,
kişisel inisiyatiflere bırakılmamalıdır.
3 Temmuz 2015 Cuma
SİGORTA ŞİRKET ORGANİZASYONLARINDA YILLAR İTİBARI İLE YAŞANAN DEĞİŞİM
Geçmişe dönüp baktığımda gerek ülkemizde ve gerekse
dünyada sigorta şirketlerinin organizasyon yapısında yıllar itibarı ile oluşan
değişimin aslında oldukça çarpıcı olduğunu fark ettim. Bu değişimin gerekçeleri
her dönemin öne çıkan piyasa ihtiyaçlarından kaynaklandığı gibi şirketlerin
değişen kanun ve kurallara ayak uydurmak çabası ile yaptığı değişikliklerden de
kaynaklanmış.
Özellikle şirketin segmentasyona bakışı da organizasyonun şekillenmesine önemli ölçüde etki edecektir. Bireysel yada kurumsal portföy yönetimi, müşteri yada ürün bazlı organizasyon yapısı, müşteri katmanlarına uygun bölümleme operasyonların daha da derin yönetim anlayışına sahip olmasına neden olacaktır. Global şirketlerin lokal şirketleri yönetme biçimi, şirket içindeki farklı bölümlerin farklı merkezlerden idare edilmesi gibi uygulamalarda şirket içindeki operasyon ahengine direkt olarak etki edecektir.
1950’lerden 1980’lere kadar sigorta şirketlerinde öne
çıkan fonksiyon her zaman için teknik bölümler olmuş ve tabi ki bu bölümlerin yöneticileri
organizasyon şemalarında önemli yer almıştır. Reasürans ilişkilerini yönetecek
bilgi ve birikime sahip kişilerin yabancı dil bilmelerinin getirdiği avantaj
ile birlikte reasürans imkanı yaratmaları diğer yandan tarife rejimi içerisinde
tarifeyi en iyi uygulayan ve yorumlayan kişiler olmaları bu kişilerin
hiyerarşide şirkette genel müdürden sonra gelmelerini sağlamıştır. O dönemde teknik işlerden sorumlu üst yöneticilerden bazılarına ayrıca "fen müşaviri" titri verilmeye başlanmıştır. Bu pozisyonda bulunan
kişiler şirket içinde son derece önemli konumları nedeni ile en güçlü
pozisyonda bulunurken kararlar ve stratejilerde çok önemli ağırlığa sahiptiler.
Şirketlerde üst yönetimde teknikten sonra muhasebe, mali
ve idari işlerden sorumlu yöneticiler de organizasyonlarda yer almaya
başlamışlardır.
Bu dönemlerden hemen sonra şirketlerde ilk önce
acentelerden sorumlu yöneticiler daha sonra ise pazarlama genel müdür
yardımcılarına görev verilmeye başlanmış özellikle ülkemizde sigortacılığın
yaygınlaşması ve satışının artması ihtiyacına dönük olarak bu pozisyonlar
organizasyon şemalarında yer bulmaya başlamışlardır.
Bilgisayar sistemlerinin sigorta gibi çok işlem yapılan
bir alanda giderek fazla kullanılmaya başlanması ile birlikte sigorta
şirketleri gerek altyapı ve gerekse servis kalitelerini arttıracak hız ve kalitede
işlem yapabilecek bir operasyon kurmaya başlamışlar ve organizasyonlarında bu
alanları yönetecek yöneticileri istihdam etmeye başlamışlardır.
Şirket içinde özellikle operasyon veren departmanların
artması, dağıtım kanalı ve müşterilerin beklentilerine uygun hizmet sunulmasını
sağlayan bölümlerin yönetilmesinin önemi, operasyonlardan sorumlu üst
yöneticileri de ortaya çıkarmıştır. Günümüzde satış öncesi ve sonrası
hizmetlerin şirket tercihinde önemli bir kriter haline gelmesi bu bölümlerin
giderek daha akışkan ve müşteri dostu bir yaklaşım benimsemesine yol açmıştır.
Günümüzde özellikle kuvvetler ayrılığı prensiplerinin
şirketlerde özellikle regülasyonunda baskısı ile içselleşmesi ile birlikte iç
ve dış denetim, aktüerya, risk yönetimi gibi alanlarda operasyonlar
oluşturulmaya başlanmıştır. Diğer yandan batıda sigorta şirketlerinin halka
açık olması nedeni ile hissedarlara uygulamaların anlatılması, performansın
açıklanması ve gelecekte yapılması düşünülen planların finansal analistler yolu
ile ulaştırılması özellikle hisse fiyatının belirli seviyelerde tutulması için
en önemli faaliyet haline gelmiştir. Genellikle bu faaliyetlerin koordinasyonu
ve tek elden uygulanması şirket organizasyonlarında CFO adı verilen çok güçlü
bir pozisyonu ortaya çıkarmıştır. Şirketin sadece mali sonuçlarını değil, rezerv
gelişmelerini takip eden, kar hedeflerine uygun fiyatlama sistemlerini kontrol
eden, stratejik planları hazırlayan, bütçeyi oluşturup takip eden bu güçlü
pozisyon şirketteki teknik üst yöneticilerin eskiden gelen hâkimiyetine son
vermiş ve bu pozisyonları daha ziyade uygulayıcı konuma hapsetmiştir.
Eski dönemdeki fen müşavirlerinin şirket içindeki önemini
bugün artık CFO’lar yüklenmiştir. Yeni dönem şirketlerin rakamsal sonuçlarını
ön plana alan, piyasaya ne ölçüde yakın olduğu tartışılan, hissedar ve
yatırımcılara geri dönüşü tek ölçü alan bir yeni yaklaşımın egemen olduğu bir
dönem olacak gibi gözükürken bunu şirket içinde sağlayacak kişinin de CFO
olacağı kesin.
Bu gelişmeler yanında önümüzdeki dönemde olası
değişiklikler; üst yönetim içinde pazarlama ve satışın ayrılması, müşteriden
sorumlu bir pozisyonun açılması, inovasyondan, dijital stratejiden ve veri
analizinden sorumlu üst yöneticilerin yer alması şeklinde özetlenebilir.
Özellikle şirketin segmentasyona bakışı da organizasyonun şekillenmesine önemli ölçüde etki edecektir. Bireysel yada kurumsal portföy yönetimi, müşteri yada ürün bazlı organizasyon yapısı, müşteri katmanlarına uygun bölümleme operasyonların daha da derin yönetim anlayışına sahip olmasına neden olacaktır. Global şirketlerin lokal şirketleri yönetme biçimi, şirket içindeki farklı bölümlerin farklı merkezlerden idare edilmesi gibi uygulamalarda şirket içindeki operasyon ahengine direkt olarak etki edecektir.
Değişen pazar koşulları, müşteri ve hissedar beklentileri, global şirketlerin iç operasyon yaklaşımları, değişen regülasyonlar, önümüzdeki dönemde şirket içi organizasyon şemalarını daha da değiştirecektir.
22 Haziran 2015 Pazartesi
BAŞARISIZLIK VARSA; BENDEN DEĞİL BAŞKASI YÜZÜNDEN
Yılın başında Avrupa'da yapılan bir ankette Avrupa
Birliği vatandaşlarına birlik içerisinde en çalışkan ülke vatandaşını sormuşlar.
Avrupa Birliği’nin hemen hemen tüm ülkelerinde bu soruya cevap olarak Alman
vatandaşları çıkmış. Yalnız bir ülkedeki ankette ise sonuç değişik çıkmış. Bu
ülke Yunanistan ve en çalışkan ülke vatandaşı da Yunanlılar olarak seçilmiş.
Bu araştırmayı okuyunca ve son 5 yıldır Yunanistan'da
yaşanan ekonomik krizi düşününce ülkelerin düşünce yapılarındaki aksaklığın o
ülkenin performansına da nasıl etki ettiğini düşünmeden edemedim. Yunanistan’ın
ekonomik performansının düşüklüğü, son yıllarda yapılan bunca yardıma rağmen
belini doğrultamaması ve de bu konuda en ufak bir umudun olmamasına karşı
Yunanlıların yaşam tarzlarını etkileyecek en küçük bir geri gidişi bile kabul
etmek istememeleri, hatta tüm olanlardan Avrupa Birliği’ni ve hatta Almanya’yı
sorumlu tutmaları günümüzde ülke, şirket, yönetici ve çalışan düzeyinde de
karşılaşılan son derece hastalıklı bir yaklaşımdır.
Geçtiğimiz hafta Bodrum dönüşünde iki kadının güvenlik
görevlilerinin uçağa binerken çantalarındaki şampuan ve benzeri likitleri
almasına verdikleri tepkiyi görünce bunun ne kadar yaygın olduğunu fark ettim. Kadınlar
uçağa bu tür sıvı ile binilmemesi kuralını bir kenara atarak güvenlik görevlilerinin
kremlerini çok beğendiği için alıkoyduklarını bile dile getirmekten
çekinmemişlerdi.
Yunanistan’a geri dönersek; kişi başı çalışan
verimliliğinde Almanya’nın 68 birim üretimi var iken Yunanlı bir çalışanın 38
birim üretmesi aslında iki ülke ekonomileri arasındaki çok sayıda
farklılıklardan sadece biriydi. Ancak durum bu iken bile kendisini en iyi kabul
eden haleti ruhiye benim üzerinde durmak istediğim asıl meseledir.
Yıllardır yöneticilik yaptığım şirketlerde performans
yönetimi ilkesini benimsemiş olan bir yönetici olarak performansı geride olan
çalışanların objektif sayısal ölçüleri bile kabul etmeyip bu sonuçların
başkalarının çalışma anlayışından kaynaklandığını söylediklerini sıkça
duymuşumdur. Bu yaklaşım belki de Yunanistan’dan başlayan ve bizim bulunduğumuz
ve doğuya doğru uzanan coğrafyaya özgü gelişmiş bir kişisel defans mekanizması mıdır
diye düşünmeden edemiyorum.
Kişisel sorumluluğun önemsendiği batı toplumlarında
başarısızlığın sonucunda istifa mekanizmasının çalıştırılmasına, Japonya gibi
ülkelerde ise bazen intiharlara kadar uzanan bir sorumluluk anlayışının
geliştiğine tanık oluyoruz. Ülkemizde başarı kültürünün gelişmesine katkı
sağlayacak olan önemli gelişme alanlarından birisi olan "başarıyorsam ben
başardım, başarısızlık var ise ben başarısız oldum" anlayışını bir an önce
yerleştirmemiz gerekmektedir. Aksi halde başarısızlıklarda faturayı dış
etkenlere çıkararak kendimizi soyutladığımız sürece ülkede başarı ikliminin
gelişmesine imkan olmayacaktır.
6 Haziran 2015 Cumartesi
BAŞARILI ŞİRKETLERDE İNSAN ZENGİNLİĞİ YÖNETİMİ
Başarılı olan şirketlerde çalışanın katkısının değerini
bilme yaklaşımı diğer şirketlerin son derece önündedir. Nitekim bu şirketlerde
insan kaynağı yaklaşımı insan zenginliği (human wealth/human capital) kavramına
doğru evrim geçirmiştir. Başarılı şirketlerin en önemli ortak özellikleri
çalışanlarına yaptıkları yatırımlardır. Geleceğe yatırım yapmak artık sadece teçhizat
ya da yeni ürün araştırmaları alanlarında değil çalışanlarının kendisi ile
kullandıkları sistem ve operasyonlarına da yatırım yapmayı içerir. Özellikle
şirketin öğrenme ve gelişme boyutunda üzerinde durması gereken üç alan
bulunmaktadır.
1.Çalışanların yetkinliklerinin arttırılması
2.Bilgi üretme ve paylaşım sistemlerinin yeterliliği
3.Çalışanlarına yetki vermek, motive etmek, takip etmek
Çalışanların rolünde meydana gelen bu değişiklik, şirketlerin çalışanlarını yeniden eğiterek onların yaratıcı yeteneklerini şirketin amaçlarına ulaşma doğrultusunda harekete geçirmelerini gerektirir. Çalışanların şirkete olan katkısının arttırılması için üzerinde durulması gereken üç konu aşağıdaki gibidir.
C.Yaratıcılığı ve inisiyatif kullanımının desteklenmesi
D.İşin başarılması için gereken bilgiye erişim olanağı
Bugün her işletme, müşterileri tarafından çalışanlarının temsil ettiği şekilde görülür. Müşteri çalışandan iyi hizmet almışsa o şirket iyi bir şirkettir, kötü servis almışsa o şirket çok kötü bir şirkettir. Şirketin tanınırlığına bu kadar önemli etkisi olan insan faktörüne yeterince önem veriliyor mu sorusu günümüzde en çok üzerinde durulması gereken soru olarak öne çıkıyor.
1.Çalışanların yetkinliklerinin arttırılması
2.Bilgi üretme ve paylaşım sistemlerinin yeterliliği
3.Çalışanlarına yetki vermek, motive etmek, takip etmek
Son on yıl içinde yönetim ile ilgili düşünce yapısında
kaydedilen en önemli değişikliklerden birisi hatta en önemlisi şirket içinde
çalışanların rolünün farklılaşmasıdır. Artık rutin işlerin hemen hemen tamamı
otomatik olarak yapılmaktadır. Elektronik olarak çalışan şirketler bu rutin
işleri sisteme tanımlayarak sistemin akışkan olmasına katkı sağlamakta ve hatta
müşterilerinin tüm işlemleri ve hizmetleri kendilerinin almasına olanak
sağlamaktadırlar. Artık aynı işlerin defalarca ve aynı şekilde yapılması şirketin
verimliliğine ve kurumsal başarıya olumlu etki sağlayamamaktadır. Eğer mevcut
finansal ve müşteri performansının üzerinde bir performansa ulaşılmak
isteniyorsa sadece üst düzey yöneticilerin geliştirdiği standart operasyon
kalıpları yeterli olmayacak, işlemleri yapan ve müşteri ile en yakın biçimde
çalışanların yaratıcı fikirleri mutlaka değerlendirmeye ve uygulamaya tabi
tutulacaktır.
Çalışanların rolünde meydana gelen bu değişiklik, şirketlerin çalışanlarını yeniden eğiterek onların yaratıcı yeteneklerini şirketin amaçlarına ulaşma doğrultusunda harekete geçirmelerini gerektirir. Çalışanların şirkete olan katkısının arttırılması için üzerinde durulması gereken üç konu aşağıdaki gibidir.
1. Çalışanların Tatmini:
Çalışanların tatminini sağlama noktasında şirketlerin
çalışanlarının moralini yüksek tutması ve yaptıkları işin genelinden tatmin
olmalarına gayret etmesi gerekir. Verimlilik, taleplere karşılık verebilme, kaliteli
servis ve müşteri hizmetlerindeki başarı aslında tamamen tatmin olmuş
çalışanların eseridir.
Çalışanların tatmin edilmesinde;
A. Kararlara katılımın teşviki
B. Başarının fark edilmesi ve takdir edilmesiC.Yaratıcılığı ve inisiyatif kullanımının desteklenmesi
D.İşin başarılması için gereken bilgiye erişim olanağı
gibi faktörler son derece önemlidir
2. Çalışanların Kalıcılığı:
Şirketin uzun dönemli ilgi duyduğu yani uzun zaman
çalışmak istediği elemanların şirket bünyesi içinde tutulması ile ilgili bir
amaçtır. Şirkette uzun süreden beri çalışmakta olan ve bağlılık duyan
elemanlar, şirketin değerlerini içselleştiren ve bunu müşterilerine olumlu biçimde
aktaran kişilerdir.
3. Çalışanların Üretkenliği:
Şirketteki yetenek ve moralleri yüksek çalışanların
müşteri memnuniyetini yükseltecek biçimde şirket içi işlemleri en hızlı ve en
doğru biçimde yapabilmesidir. Şirketten şirkete değişmekle birlikte en basit
verimlilik ölçüsü her çalışanın ne kadar değer yarattığının tespiti
çalışmasıdır.Bugün her işletme, müşterileri tarafından çalışanlarının temsil ettiği şekilde görülür. Müşteri çalışandan iyi hizmet almışsa o şirket iyi bir şirkettir, kötü servis almışsa o şirket çok kötü bir şirkettir. Şirketin tanınırlığına bu kadar önemli etkisi olan insan faktörüne yeterince önem veriliyor mu sorusu günümüzde en çok üzerinde durulması gereken soru olarak öne çıkıyor.
10 Mayıs 2015 Pazar
SİGORTA ŞİRKETLERİNDE MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ
Sigorta şirketlerinin müşteri ilişkilerinde istenilen
seviyede olamadıkları Avrupa'da yapılan çeşitli araştırmalarda ortaya
çıkmaktadır. Bu konuda son dönemde sigorta şirketlerinin son derece yoğun mesai
harcamalarına rağmen istenilen noktaya gelinemediği müşteri memnuniyeti
oranlarında da ortaya çıkmaktadır.
• Başarılı şirketlerin müşterisi ile çok kuvvetli ilişki kurabilenler olduğu ilk olarak tespit edilen husus olarak öne çıkmaktadır.
• Başarılı şirketler dağıtım kanalı ile birlikte müşteri ilişkileri için temel unsur olan gerekli bilgileri oluşturmuş şirketlerdir. Burada önemli olan dağıtım kanalı ile sigorta şirketi arasında güven ilişkisinin tam olarak kurulması ve müşterinin sahipliği konusunda farklı düşünce yapısına sahip olunmamasıdır.
• Başarılı sigorta şirketlerinin ürün ve müşteri ilişkilerinin organizasyonel olarak oluşturulmasında mutlaka müşterilerin ihtiyaçlarının dikkate alındığı görülmektedir. Bu anlayışla yönetilen şirketlerin özellikle son derece proaktif ve çevik oldukları bunun sonucunda da en yüksek müşteri memnuniyeti rasyolarına ulaştığı görülmektedir.
Önümüzdeki dönemde sigorta şirketlerinin operasyonel olarak müşterisine en iyi hizmet verecek bir biçimde alt yapısını oluşturmaları gerekecektir. Bu operasyonlarda en yüksek müşteri mutluluğuna ulaşacak şirketler giderek sadece fiyatlama yapan, hasar ödeyen şirketler olmaktan çıkarak müşterilerine ellerindeki çok büyük bilgi havuzundan faydalanmak sureti ile çeşitli öneri ve tavsiyelerde bulunan güvenilir bilgi üreten kurumlara dönüşecektir. Örneğin müşterileri araç alırken en uygun aracı önerebilecek bilgi ve donanıma sahip şirketler aynı şekilde sağlık konusunda yine müşterisine en doğru bilgiyi verebilecek bir yapıya doğru kendini adapte edecektir.
Müşterilerini memnun etmek için sigorta şirketlerinin
öncelikle şirket içinde müşteri odaklı kültür oluşturmak konusunda çalışma
yapmaları mutlaka gereklidir. Artık eskisi gibi ürün bazlı bakış açısını içeren
organizasyonlar gerek dağıtım kanalı ve gerekse müşterilerin beklentilerine
cevap verememektedir. Her bir ürünün takip edildiği bölümlerin kendilerini
genel şirket hedeflerinden soyutladıkları ve ürünün performansını takip
ettikleri bir anlayışın yeni dönemdeki müşteri beklentilerine cevap veremediği
görülmektedir. Ancak ne yazık ki Avrupa'da gerçek anlamda müşteri odaklı bir
operasyon oluşturan sigorta şirketi görülmemektedir. Şirketlerin eski
yapılarının yeni anlayışa dönüşmesindeki güçlükler yanında bilgi işlem
altyapısının değişmesinin çok büyük maliyetler nedeni ile mümkün olamaması bu
geçişin bir türlü gerçekleşememesine yol açmaktadır. Operasyonların giderek
büyümesi ve iç organizasyonların bu gelişmelere cevap verecek şekilde
oluşturulamaması işin yürütülmesini zorlaştırmaktadır. Bugün sigorta
şirketlerinde işi hemen çözecek kişilere ulaşılması ya da cevapların istenilen
sürede alınabilmesi son derece güç hale gelmektedir.
Dünyada yapılan araştırmalarda sigorta şirketlerinin
yöneticilerinin bu konuda oldukça sorun yaşadıklarının farkında olduklarını ve
bu konuda önlem almalarının mutlaka gerekli olduğunu kabul ettiklerini
göstermektedir. CEO'lar özellikle sigorta işinin uzun soluklu bir iş olması
nedeni ile müşterilerini sigorta dönemi içinde tatmin edemedikleri takdirde
kaybedeceklerinin ve tekrar geriye döndürmelerinin çok zor olduğunun bilincinde
olduklarını ancak bu noktada müşterilerin isteklerini tam anlamıyla
karşılayamadıklarını ifade ediyorlar. Müşterilerin taleplerinin ne olduğunu
anlayacak şekilde yapılanmaktan çok içyapısal taleplere göre organize olmayı
seçen şirketler bu iki grubun
beklentileri arasındaki uçurum nedeni ile bir türlü akışkan bir organizasyon kuramamaktadırlar.
Globalleşen şirket yapıları ve kanuni gerekler nedeni ile şirketin içyapılarında giderek esas müşteri anlayışında da kayma yaşanmakta ve esas müşteri ana şirket ya da kanuni merciler olmakta bunun sonucunda şirket içindeki önemli kaynaklar bu müşterilerin tatmin edilmesine ayrılmaktadır. Bu öncelikler ise nihai müşterinin önem sırasını şirket içinde aşağılara düşürebilmektedir. Bu gidişat son dönemlerde uluslararası şirketlerin giderek daha merkezi bir anlayışa kayması nedeni ile artma eğilimine girmiştir.
beklentileri arasındaki uçurum nedeni ile bir türlü akışkan bir organizasyon kuramamaktadırlar.
Globalleşen şirket yapıları ve kanuni gerekler nedeni ile şirketin içyapılarında giderek esas müşteri anlayışında da kayma yaşanmakta ve esas müşteri ana şirket ya da kanuni merciler olmakta bunun sonucunda şirket içindeki önemli kaynaklar bu müşterilerin tatmin edilmesine ayrılmaktadır. Bu öncelikler ise nihai müşterinin önem sırasını şirket içinde aşağılara düşürebilmektedir. Bu gidişat son dönemlerde uluslararası şirketlerin giderek daha merkezi bir anlayışa kayması nedeni ile artma eğilimine girmiştir.
Son dönemde yapılan araştırmalar Müşteri ilişkileri ve servis kalitesi yüksek şirketlerde ortaya çıkan önemli ortak başarı noktalarını ortaya koymaktadır,bu ortak özellikler aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
• Başarılı şirketlerde ilk öncelik mutlaka müşteriye
verilmektedir.
• Başarılı şirketlerde müşterinin tatmininde üst yönetici
ve ekibi mutlaka aktif görev almaktadır.• Başarılı şirketlerin müşterisi ile çok kuvvetli ilişki kurabilenler olduğu ilk olarak tespit edilen husus olarak öne çıkmaktadır.
• Başarılı şirketler dağıtım kanalı ile birlikte müşteri ilişkileri için temel unsur olan gerekli bilgileri oluşturmuş şirketlerdir. Burada önemli olan dağıtım kanalı ile sigorta şirketi arasında güven ilişkisinin tam olarak kurulması ve müşterinin sahipliği konusunda farklı düşünce yapısına sahip olunmamasıdır.
• Başarılı sigorta şirketlerinin ürün ve müşteri ilişkilerinin organizasyonel olarak oluşturulmasında mutlaka müşterilerin ihtiyaçlarının dikkate alındığı görülmektedir. Bu anlayışla yönetilen şirketlerin özellikle son derece proaktif ve çevik oldukları bunun sonucunda da en yüksek müşteri memnuniyeti rasyolarına ulaştığı görülmektedir.
Önümüzdeki dönemde sigorta şirketlerinin operasyonel olarak müşterisine en iyi hizmet verecek bir biçimde alt yapısını oluşturmaları gerekecektir. Bu operasyonlarda en yüksek müşteri mutluluğuna ulaşacak şirketler giderek sadece fiyatlama yapan, hasar ödeyen şirketler olmaktan çıkarak müşterilerine ellerindeki çok büyük bilgi havuzundan faydalanmak sureti ile çeşitli öneri ve tavsiyelerde bulunan güvenilir bilgi üreten kurumlara dönüşecektir. Örneğin müşterileri araç alırken en uygun aracı önerebilecek bilgi ve donanıma sahip şirketler aynı şekilde sağlık konusunda yine müşterisine en doğru bilgiyi verebilecek bir yapıya doğru kendini adapte edecektir.
16 Nisan 2015 Perşembe
TRAFİK SİGORTALARI -2-
Trafik sigortalarında 2014 yılı prim büyümesi % 2,2
civarında gerçekleşti. Poliçe sayısındaki artışın bir önceki yıla göre % 9,4 civarında
olduğu düşünüldüğünde sektörün 2014 yılında fiyat indirimine
gittiği görülmektedir. Bir önceki yıla göre enflasyon artışı ve dövize karşı TL
deki değer kaybını dikkate aldığımızda maliyetlerin etkisinin teknik karlılığa
etkisinin ne olacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Sonuç olarak sigorta sektörünün sorunlarını doğru teşhis etmeliyiz. Sorunun ana kaynağı son yıllarda geriye dönük uygulanan bir takım kararlardır,bu gerçeği göz ardı ederek sorunu şirketlerin iş kabul ve fiyatlama ve iş yapış biçimlerinde aramak sektörün düzelmesine hiçbir biçimde katkı sağlamayacaktır.
Karlılık anlamında bakıldığında ise trafik branşındaki
teknik zararın 894 Milyon TL civarında olduğu görülmektedir. Geçtiğimiz
yıllarda başlayan ve devam eden karsızlığın aynı seviyede devam ettiği
geçtiğimiz yılda görülmektedir. Sektörün tüm branşlardan elde ettiği teknik
karın 1 Milyar TL civarında olduğu düşünüldüğünde zararın büyüklüğü daha da
ortaya çıkmaktadır. 2015 ve takip eden yıllarda bu branştaki teknik zararın
aynı şekilde devam edeceğini beklememiz gerekeceğini düşünüyorum. Bir önceki
yazımda sektördeki rezerv eksikliğinden bahsetmem üzerine bu rezerv
eksikliğinin ne mertebede olduğu, bu durumun trafik sigortalarında gidişatın
olumsuz olmasına yol açtığını ve bu umutsuz gidişin önüne nasıl geçileceğini
yazılarımı okuyanlar sürekli olarak sordular. Bu konuda aslında TSB’nin bir
çalışma yaparak bu olumsuzluğun nasıl aşılacağına dönük Hazine Sigortacılık
Genel Müdürlüğüne somut bir öneri götürmesi gerekliliğini sürekli olarak
vurguluyorum.
Bu yazıda belki de biraz prokatif olmayı göze alarak en
azından bu konuların sektörde tartışılmasını sağlamak istiyorum.
Sektördeki rezerv eksikliğinin ilk kalemi sektörde muallak olarak açılan dosyalardaki eksik rezervlerden oluşan bir önemli açık olarak belirtebiliriz. Bu rakamı oluşturmak adına TSB’nin her 3 ayda bir yayımladığı Trafik Sigortaları İstatistikleri’nden yararlanmak mümkündür diye düşünüyorum. Geçtiğimiz yıllara göre sektör ortalamalarının mümkün oldukça yukarı çekilme çabalarını görmekle beraber hala önemli eksiklik olduğu görülmektedir. Sektörde 2014 sonu itibarı ile
50.470 adet bedeni muallak dosyası açıldığını ve bu dosyalar için ortalama olarak 57.781 TL
tutulduğunu görmekteyiz. 2014 yılında ortalama tutulması gereken muallak rakam 65.000 TL
civarında olduğunu düşünürsek sektörün dosya eksiği (file by file) yaklaşık olarak 350 milyon TL
civarındadır. Bu rakamın dışında bu kalemle ilgili önemli IBNR eksiğini ayrıca dikkate almamız gerekmektedir.Bu tablonun sigorta şirketi bazında incelenmesi bize çok az sayıda da olsa genel yaklaşımın çok dışında düşük muallak tutulduğunu ve bunun sektörde mukayese edilebilir karlılık oluşmasını önlediğini, fiyatlamada eşit şartlar yaratmadığını üzülerek göstermektedir.
Diğer yandan sektörümüzü derinden etkileyen Yargıtay kararlarının etkilerinin de ortaya konması mutlaka gereklidir. Bu alanda sektördeki bir kaç şirket dışında ödeme yapılmadığı ve gerçekçi muallak tutulmayıp pilot davalar kadar muallak açıldığı görülmektedir. Bu alanda ortaya çıkması muhtemel yük konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.Benim bu konudaki görüşüm sürücü kusurundan ve bakıcı giderlerinden kaynaklanan taleplerin oldukça yüksek olmasından hareketle sektörün 900 Milyon TL civarında bir ilave yükle karşılaşacağı şeklindedir. Bu hesaplamada, bu
konuda proaktif biçimde davranan ve gereken muallakları tutan şirketlerin muallak açıkları
bulunmadığından dikkate alınmamıştır. Bu hesaplama ile ilgili olarak yine herhangi bir IBNR hesaplaması ilave edilmemiştir. İyimser bir yaklaşımla iki ana başlık toplamının 1.2 Milyar TL
civarında olduğunu, bu rakkama ayrıca son dönemde giderek artan değer kaybı taleplerinin toplamının en iyimser 250 milyon TL olacağından hareketle sektörün geçmiş yıllara dönük toplam 1.5 milyar TL civarında bir yükü kapatmasının gerekeceğini tahmin ediyorum.
2014 sonunda trafik branşındaki teknik karın - 895 Milyon TL olduğu, sektörün toplam karının ise 1 Milyar TL olduğu düşünüldüğünde bu rakamın sektörü önümüzdeki dönemde karlılık ve tabi ki fiyatlama anlamında çok ciddi biçimde etkileyeceği beklenmelidir.
Bugün mali tabloları incelediğimizde sektörde orta ve küçük ölçekli ağırlıklı trafik poliçesi yazan şirketlerin ciddi zarar yazdıklarını ve bu zararları kapatacak sermaye artışını gerçekleştiremediklerini görmekteyiz,bu şirketlerin sektördeki faaliyetlerini durdurmak ve sektöre trafik poliçesi yazarak ilave
zarar yaratmalarının önüne geçmek mutlaka gereklidir.Diğer bazı şirketlerinde bu branştan zarar
yazacaklarını ve karlarında ciddi düşüşü önümüzdeki 4-5 yıl yaşayacaklarını beklemekteyiz?Diğer yandan şirketlerden bazılarının ise gerekli rezervi ayırma konusunda önemli çaba içine girdikleri
(bunlarda bile hala eksiklik olduğu) görülecektir. Bu şirketlerin önümüzdeki dönemde karlılık ve fiyatlama konusunda önemli rekabet avantajı yaratacakları görülmektedir.
Sektördeki rezerv eksikliğinin ilk kalemi sektörde muallak olarak açılan dosyalardaki eksik rezervlerden oluşan bir önemli açık olarak belirtebiliriz. Bu rakamı oluşturmak adına TSB’nin her 3 ayda bir yayımladığı Trafik Sigortaları İstatistikleri’nden yararlanmak mümkündür diye düşünüyorum. Geçtiğimiz yıllara göre sektör ortalamalarının mümkün oldukça yukarı çekilme çabalarını görmekle beraber hala önemli eksiklik olduğu görülmektedir. Sektörde 2014 sonu itibarı ile
50.470 adet bedeni muallak dosyası açıldığını ve bu dosyalar için ortalama olarak 57.781 TL
tutulduğunu görmekteyiz. 2014 yılında ortalama tutulması gereken muallak rakam 65.000 TL
civarında olduğunu düşünürsek sektörün dosya eksiği (file by file) yaklaşık olarak 350 milyon TL
civarındadır. Bu rakamın dışında bu kalemle ilgili önemli IBNR eksiğini ayrıca dikkate almamız gerekmektedir.Bu tablonun sigorta şirketi bazında incelenmesi bize çok az sayıda da olsa genel yaklaşımın çok dışında düşük muallak tutulduğunu ve bunun sektörde mukayese edilebilir karlılık oluşmasını önlediğini, fiyatlamada eşit şartlar yaratmadığını üzülerek göstermektedir.
Diğer yandan sektörümüzü derinden etkileyen Yargıtay kararlarının etkilerinin de ortaya konması mutlaka gereklidir. Bu alanda sektördeki bir kaç şirket dışında ödeme yapılmadığı ve gerçekçi muallak tutulmayıp pilot davalar kadar muallak açıldığı görülmektedir. Bu alanda ortaya çıkması muhtemel yük konusunda farklı görüşler bulunmaktadır.Benim bu konudaki görüşüm sürücü kusurundan ve bakıcı giderlerinden kaynaklanan taleplerin oldukça yüksek olmasından hareketle sektörün 900 Milyon TL civarında bir ilave yükle karşılaşacağı şeklindedir. Bu hesaplamada, bu
konuda proaktif biçimde davranan ve gereken muallakları tutan şirketlerin muallak açıkları
bulunmadığından dikkate alınmamıştır. Bu hesaplama ile ilgili olarak yine herhangi bir IBNR hesaplaması ilave edilmemiştir. İyimser bir yaklaşımla iki ana başlık toplamının 1.2 Milyar TL
civarında olduğunu, bu rakkama ayrıca son dönemde giderek artan değer kaybı taleplerinin toplamının en iyimser 250 milyon TL olacağından hareketle sektörün geçmiş yıllara dönük toplam 1.5 milyar TL civarında bir yükü kapatmasının gerekeceğini tahmin ediyorum.
2014 sonunda trafik branşındaki teknik karın - 895 Milyon TL olduğu, sektörün toplam karının ise 1 Milyar TL olduğu düşünüldüğünde bu rakamın sektörü önümüzdeki dönemde karlılık ve tabi ki fiyatlama anlamında çok ciddi biçimde etkileyeceği beklenmelidir.
Bugün mali tabloları incelediğimizde sektörde orta ve küçük ölçekli ağırlıklı trafik poliçesi yazan şirketlerin ciddi zarar yazdıklarını ve bu zararları kapatacak sermaye artışını gerçekleştiremediklerini görmekteyiz,bu şirketlerin sektördeki faaliyetlerini durdurmak ve sektöre trafik poliçesi yazarak ilave
zarar yaratmalarının önüne geçmek mutlaka gereklidir.Diğer bazı şirketlerinde bu branştan zarar
yazacaklarını ve karlarında ciddi düşüşü önümüzdeki 4-5 yıl yaşayacaklarını beklemekteyiz?Diğer yandan şirketlerden bazılarının ise gerekli rezervi ayırma konusunda önemli çaba içine girdikleri
(bunlarda bile hala eksiklik olduğu) görülecektir. Bu şirketlerin önümüzdeki dönemde karlılık ve fiyatlama konusunda önemli rekabet avantajı yaratacakları görülmektedir.
Sonuç olarak sigorta sektörünün sorunlarını doğru teşhis etmeliyiz. Sorunun ana kaynağı son yıllarda geriye dönük uygulanan bir takım kararlardır,bu gerçeği göz ardı ederek sorunu şirketlerin iş kabul ve fiyatlama ve iş yapış biçimlerinde aramak sektörün düzelmesine hiçbir biçimde katkı sağlamayacaktır.
31 Mart 2015 Salı
SİGORTA ŞİRKETİNİN BÜYÜMESİ ACENTENİN BÜYÜMESİ ANLAMINA GELİRMİ?
Sigorta şirketlerinin büyüme stratejileri aslında
arkasında çok sayıda parametrenin değiştirilmesi ile ortaya çıkan bir önemli
taktik yaklaşımı ifade eder.
3. Daha önce yoğunlaşılmamış bir branşta piyasaya girerek bu branşta piyasa payı elde etmeye dönük büyüme stratejisi
4. Daha önce zayıf olunan bölgelerde daha agresif bir fiyatlama modeli ile büyüme stratejisi
5. Mevcut Dağıtım kanallarına ilave yeni bir kanalın ilavesi ile büyümenin sağlanması
6. Mevcut dağıtım kanallarında çalışılan âdeti arttırmak sureti ile büyümenin sağlanması
7. Yeni bir ürün oluşturmak sureti ile bu ürünün satış adedini arttırarak büyümenin sağlanması
Acentelerin çalıştıkları şirketlerin en azından bir yıl sonraki stratejileri hakkında bilgi sahibi olmaları, bu stratejilere katkı sağlayacak toplantılarda görüşlerini dile getirmeleri, kendi geleceklerini tayin etmeleri bakımından gereklidir. Aksi takdirde belirsizlik içerisinde kalacak acente, piyasanın kendini götürdüğü rüzgâr içinde ne yaptığını bilmez şekilde şirket stratejilerinin kendisine olan yansımalarını izleyecektir. Bunları söylerken tabii ki bu yazıda esas unsurun çalışılan sigorta şirketinin bir strateji dâhilinde çalıştığı varsayımıdır. Ancak üzülerek söylememiz gereken nokta stratejik yaklaşımlara sahip şirketlerin çok azınlıkta kaldığı gerçeğidir.
Sigorta şirketlerinin büyüme stratejilerini aşağıdaki
şekilde özetlemek mümkündür.
1. Fiyatları arttırmak ve rakiplerin bu artışı takip
edeceklerini tahmin ederek oluşturulan büyüme modeli
2. Fiyatları düşürmek ve rakiplerin bu düşüşü takip
etmeyeceklerini tahmin ederek oluşturulan büyüme modeli3. Daha önce yoğunlaşılmamış bir branşta piyasaya girerek bu branşta piyasa payı elde etmeye dönük büyüme stratejisi
4. Daha önce zayıf olunan bölgelerde daha agresif bir fiyatlama modeli ile büyüme stratejisi
5. Mevcut Dağıtım kanallarına ilave yeni bir kanalın ilavesi ile büyümenin sağlanması
6. Mevcut dağıtım kanallarında çalışılan âdeti arttırmak sureti ile büyümenin sağlanması
7. Yeni bir ürün oluşturmak sureti ile bu ürünün satış adedini arttırarak büyümenin sağlanması
Bu büyümelerde ülkemizde en sık denenen yöntem ikinci ve
altıncı maddede sözü edilen büyüme stratejileridir. Bu stratejilerin en önemli
özelliği, bu modelde uygulamaların uzun soluklu olamaması ve bu uygulamaların
şirketin büyümesine geçici olarak dahi olsa olumlu katkı sağlamasına rağmen
acentenin büyümesine olumlu katkı sağlamamasıdır.
Şirketlerin fiyat düşüşü ile içeri son derece yüksek
sayıda ucuz fiyatlı poliçe soktukları ancak bu uygulama ile acentelerin mevcut
müşterilerinin de bu fiyat indiriminden faydalanmaları nedeni ile acentenin
prim üretimi büyümesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Diğer yandan yeni giren
müşterilerin fiyat odaklı olmaları nedeni ile bir sonraki yıl portföyde
kalmaları da son derece zayıf bir ihtimal olarak görülmektedir. Mevcut
müşterilerin fiyatlarının düşmesi ise müşteri nezdinde soru işareti yaratmakta
acenteye geçmiş dönemdeki uygulamalar nedeni ile soru sorulmasına yol
açmaktadır. Bu müşterilerin bir sonraki yenilemesinde ise olası bir fiyat
artışı müşteri nezdinde güvensiz bir durum yaratmakta o güne kadar etraftan
fiyat almayan müşteriler daha fazla fiyat alan, sorgulayan bir kimliğe
bürünmektedir.
Son dönemde en fazla görülen bir diğer uygulama olan
şirketlerin çok sayıda acentelik vermesi durumu ise şirket bakımından ciddi bir
prim artışı getirmekle beraber mevcut acente portföylerine bu büyüme aynı
şekilde yansımamakta hatta küçülmeler bile yaşanmaktadır. Acentenin çevresinde
o güne kadar bulunmayan yeni acenteliklerin aynı markayı kullanmaya başlamaları
ile birlikte acentenin mevcut portföyüne hücum başlamakta, mevcut acenteye yeni
gelmesi muhtemel işlerde yeni acentelere gitmeye başlamaktadırlar. Yani acente
hem mevcut müşterisini korumakta zorluk çeker hale gelmekte (aynı şirketin çok
sayıda acentesi ile yoğun bir rekabet içine girmekte) hem de yeni iş
potansiyeli giderek bölüşülmek durumunda kalmaktadır.
Acentelerin çalıştıkları şirketlerin en azından bir yıl sonraki stratejileri hakkında bilgi sahibi olmaları, bu stratejilere katkı sağlayacak toplantılarda görüşlerini dile getirmeleri, kendi geleceklerini tayin etmeleri bakımından gereklidir. Aksi takdirde belirsizlik içerisinde kalacak acente, piyasanın kendini götürdüğü rüzgâr içinde ne yaptığını bilmez şekilde şirket stratejilerinin kendisine olan yansımalarını izleyecektir. Bunları söylerken tabii ki bu yazıda esas unsurun çalışılan sigorta şirketinin bir strateji dâhilinde çalıştığı varsayımıdır. Ancak üzülerek söylememiz gereken nokta stratejik yaklaşımlara sahip şirketlerin çok azınlıkta kaldığı gerçeğidir.
18 Mart 2015 Çarşamba
ACENTE HANGİ SİGORTA ŞİRKETİ İLE ÇALIŞMALI
Acentelerin başarılı olması mutlaka kişisel özellikleri
ve azmine bağlıdır. Ancak bir acentenin iş hayatına hangi sigorta şirketi ile
başladığı ve devam ettiği konusu o acentenin başarısına en çok etki eden
faktördür.
Sigorta şirketleri ile acentelerinin uyumu piyasaya son
derece olumlu yansır ve hem sigorta şirketinin hem de acentesinin gelişmesine
son derece önemli katkı sağlar.
Öncelikle akıldan çıkarılmaması gereken nokta her iki
kurumun birbirine güven duyması ve çalışmalarında herhangi bir art niyet
aramamasıdır. Bu güven ortamının oluşturulamaması durumunda her işlemde ve her
uygulamada taraflar birbirinden kendilerinin aleyhine bir yaklaşım beklediklerinde
çalışmak gerçekten son derece zordur. Bu tabii ki şirket yöneticilerinin açık, şeffaf,
iletişim kanalını acentelere açması ve genelde uygulamalarında tutarlı olmasına
bağlıdır. Bu, acente tarafında da şirketi doğru bir partner olarak gördüğü ve
şirketi "kullanmadığı" izlenimini şirket yöneticilerine hissettirmesi
ile gerçekleşir.
Sigorta şirketinin istikrarlı bir strateji oluşturması ve
bunu acenteleri ile paylaşması acentenin bu beraberlikte önünü görmesi
bakımından son derece önemlidir. Acenteler müşterileri karşısında çalıştığı
sigorta şirketinin uygulamalarını anlatırken o sigorta şirketine olan
itimatlarını da anlattıkları zaman müşteri güvenini kazanırlar. Aksi takdirde
sürekli değişen uygulamaları açıklamakta ve istedikleri sonucu
almakta zorlanırlar.
Bir diğer önemli kıstas ise o şirketin dağıtım kanalı
stratejisinde "acenteliğin" yerinin acente tarafından doğru
anlaşılmasıdır. Sigorta şirketinin banka kanalını ya da diğer kanalları ön
planda tutan bir yaklaşımı var mı? Bu yaklaşım acentenin rekabet gücünü nasıl
etkiliyor konusu son derece önemlidir. Bu yaklaşım kategorik olarak sadece dağıtım kanallarının arasında olmayıp şirketin diğer
acenteleri arasında da yapılıyorsa da bu acenteyi müşteri karşısında zayıf duruma düşürür ve iş
kaybına neden olur.
acenteleri arasında da yapılıyorsa da bu acenteyi müşteri karşısında zayıf duruma düşürür ve iş
kaybına neden olur.
Sigorta şirketinin seçiminde o şirketin içyapısı ve
organizasyonu belki de acenteyi günlük olarak etkileyen en önemli husustur. Acentenin
işini şirketin sağladığı altyapı ile çözüp çözemediği, sorun olan alanlarda ise
şirkete ulaşmaktaki kolaylığı son derece önemlidir. Acente müşteri karşısında
zamana karşı yarışmaktadır ve acentenin o müşterinin işini çözmedeki sürati ve
başarısı müşteri bakımından acenteyi değerlendirdiği tek kıstastır. Acentenin
şirkete ulaşmada zorluk çekmesi şirketin organizasyonun doğru çalışmadığının
bir göstergesidir. Acentenin bu konudaki açığı kapatmak için yapacağı her efor
ona maliyet artışı getirecek ve iş kaybettirecektir.
Sigorta şirketinin fiyatlama becerisi, tarife
uygulamaları, piyasayı takip edebilme yetisi acentenin gelişmesi ve mevcut
portföyünü koruması bakımından önemlidir. Acente sadece diğer sigorta şirketleri
ile rekabet etme yanında bir de çalıştığı sigorta şirketinin diğer kaynakları
ile karşı karşıya geleceği bir fiyatlama modeli ile çalışıyorsa ciddi anlamda
yıpranacak ve bunu müşterilerine
açıklamakta zorluk çekecektir. Acente bu konuda şirketinin uygulamalarını benimserse müşterisini eğitebilecek ve ona rakiplere olan üstünlüklerini anlatmayı mutlaka deneyecektir.
açıklamakta zorluk çekecektir. Acente bu konuda şirketinin uygulamalarını benimserse müşterisini eğitebilecek ve ona rakiplere olan üstünlüklerini anlatmayı mutlaka deneyecektir.
Sigorta şirketlerinin hangi portföyü yönetmede ne derece
başarılı olduğu ve acentenin portföy yapısı yine şirket seçiminde son derece
önemli bir kriterdir. Sigorta şirketinin branş yönetim tercihleri ile acente
portföyünün uyuşmaması acentenin gelişmesine ciddi anlamda etki eder.
Sigorta şirketinin mali durumu, nakit akışı, piyasadaki
konumu, yöneticileri; acentenin şirket seçiminde son derece önemlidir. Bu konu
acentenin müşterilere karşı mükellefiyetini tam ve zamanında yerine getirmesini
önlerse, acente sadece o müşteriyi kaybetme riski ile karşı karşıya kalmaz tüm
portföyünün bundan etkilenmesi mümkün hale gelir ki bu da acentenin sonu olur.
En son olarak acenteye sağlanan imkanlar ki; bunların
başında komisyon gelir. Şirketin komisyon sistemi acentenin büyüyüp gelişmesine imkân veriyor mu, diğer
yandan acentenin gelişmesi için
eğitim programları yeterince
yapılıyor mu, başarılı acentelerin bir araya getirilip iyi örneklerin paylaşıldığı organizasyonlar gerçekleşiyor mu gibi konular acentenin doğru şirket seçimi bakımından önemlidir.
eğitim programları yeterince
yapılıyor mu, başarılı acentelerin bir araya getirilip iyi örneklerin paylaşıldığı organizasyonlar gerçekleşiyor mu gibi konular acentenin doğru şirket seçimi bakımından önemlidir.
Bu yazıyı okuyan acentelerin çoğu bu maddeleri bildiğini
düşünebilir ancak geçmiş portföyleri ile bugün geldikleri noktayı mukayese
ettiklerinde aslında bu maddeleri doğru uygulamadıkları görülmektedir. Daha
ziyade mevcutla devam etme, yeni bir arayıştan korkma, mevcut şirketinden şikâyet
etmeyi gelişmekten daha fazla önemseme, tembellik gibi nedenlerle bu değişimi
yapamadıkları ve yavaş yavaş tükenmeye doğru gittikleri görülmektedir.
Önümüzdeki dönem şirket seçiminde “big data” ve data
analiz becerileri ile acentesinin gelişimine katkı sağlayan şirketlerin ön
planda tutulacağını, diğer yandan şirketin dijital yaklaşımların ve mobil çözümlerin
de önem kazanacağını ancak bu yaklaşımı teorik olarak anlatan şirketlerin değil
bunları iş yapış biçimine monte eden ve işleri gerçekten çözen şirketlerin
seçileceğini de eklemek isterim.
16 Şubat 2015 Pazartesi
TRAFİK SİGORTALARI-1-
Trafik sigortaları bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de
en fazla prim üretilen branş olarak öne çıkıyor. Çoğu pazarda oto sigortaları
tek ürün olarak satılmaktadır. Bu üründe ana teminat trafik ek teminat ise
kasko olarak sunuluyor. Ülkemizde ise oto sigortaları tek ürün haline halen
dönüşemedi. Bunun en önemli nedeni trafik sigortalarındaki sorumluluk
limitlerinin oldukça düşük olması ve doğrudan tazmin sisteminin daha uygulamaya
başlanmaması olarak gösterilebilir.
2. Sermayedarlardan ilave sermaye isteyerek bu zararları sineye çekmek
Trafik sigortaları dünyadaki çoğu ülkede olduğu gibi
ülkemizde de mecburidir. Bu, üçüncü şahısların haklarını teminat altına almak
adına yapılan bir uygulamadır ve toplum açısından son derece faydalıdır. Özellikle
sorumluluk limitlerinin bazı ülkelerde limitsiz, Avrupa’nın çoğu
ülkesinde ise 500.000 € ya da 1.000.000 € tek limitle tespit edildiğini
görmekteyiz. Genelde uygulama trafik sigortalarında limitlerin kamu otoritesi tarafından
tespit edilmesi, primlerin ise sigorta şirketleri tarafından serbestçe tespit
edilmesidir.
Tüm dünyada ve özellikle son dönemde İngiltere ve İtalya’da
olduğu gibi ülkemizde de bedeni hasarlarda önemli ölçüde artış görülmekte ve bu
artışın daha ziyade takipçilerin işin içine girmesi ile konuların mahkemeye
intikal etmesi sonucu taleplerin bir anda patlaması şeklinde gerçekleştiği
görülmektedir. Bu sorunlarla karşılaşan İspanya ve İtalya’daki sigortacıların
"Baremo" denilen tek tip bir tazminat hesaplama metodunu uygulamaya
alması ile İngiltere’de ise profesyonel takipçilerin çalışmasını engelleyici
bir takım önlemlerle sınırlama çabalarına girdikleri gözlenmektedir.
Ülkemizde özellikle 2011 yılından itibaren sigorta
endüstrisinde sorun olmaya başlayan bedeni hasarların toplam hasarlara oranı bu
yıllarda %15’lerde iken bugün bu oran % 60’lara varmış ve artış trendini
sürdürmeye devam etmektedir. Bu konuda sektör gerekli girişimlerde bulunmuş
ancak kanun değişikliği gerekliliği nedeniyle, bugüne kadar maalesef herhangi bir düzenleme yapılması mümkün
olamamıştır. En iyimser beklenti ile konunun seçim sonrasında tekrar gündeme
gelmesi
beklenmektedir.
beklenmektedir.
Diğer yandan trafik sigortalarında yargıtayın geriye
dönük olarak kazada sorumlu sürücülere ve bakıcı giderlerine dönük tazminat ödenme
mükellefiyeti getirmesi sigorta sektörüne çok ciddi ilave bir maliyet
yüklemiştir. Gelişmiş hiç bir ülkede örneği olmayan bu karar sigorta sektörünün
çalışma prensibine de son derece aykırı bir karardır. 8 yıl önceki koşullara
göre hazırlanan bir tarife ile satılan ürünlere satıldıktan 8 sene sonra; ürünün
teminatını genişlettim, geriye dönük olarak bunları da ödeyeceksiniz, demek
sigorta endüstrisine çok ciddi bir yük getirmek ve sermayedara ciddi zarar
yüklemek anlamına gelmektedir. Bu tür geriye dönük uygulamaların sıklaşması
özellikle yabancı sermayenin ülkeye yapacağı yatırımları sınırlayabileceği
riskini de beraberinde getirmektedir. Diğer yandan geçtiğimiz yıllarda geriye
dönük olarak uygulanan sosyal güvenlik payının sektöre olan faturası
hazmedilmemişken bu tür uygulamalar bu branşta sürekli zarar edilmesine yol
açmaktadır.
Sigorta sektörünün geçmişten gelen bu zararları
karşılamak için önünde iki yol vardır:
1. Bu zararların karşılanması için bundan sonra
satacakları poliçelerin fiyatlarına marj yüklemek (ki bu aslında yeni
sigortalılara karşı haksızlık demektir)
2. Sermayedarlardan ilave sermaye isteyerek bu zararları sineye çekmek
Trafik sigortaları tüm dünyada mecburi olması, prim
üretiminin yüksek olması nedeni ile her zaman bıçak sırtı karlılık marjı ile
çalışmakta bu alanda rekabet her branştan çok daha yoğun yaşanmaktadır. Tüm
dünyada bileşik rasyoların %100'ün üzerinde gerçekleştiği gibi ülkemizde de
gerek rekabet ve gerekse yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı sektör bir
türlü kar etme noktasına gelememektedir.
Diğer sorumluluk sigortalarında olduğu gibi trafik
sigortalarında da uzun kuyruklu sigorta olması nedeni ile yıllar sonra da olsa
hasarlarla karşılaşıldığı ve gerçek karlılığın ancak uzun yıllar sonrası ortaya
çıktığı görülmektedir. Mali açıdan güçlü olmayan şirketlerin bu branşta kısa
vadeli
ihtiyaçlarını karşılamak adına fiyatlarda indirim yaptığı, nakit akışlarını bir ölçüde karşıladığı
görülmektedir. Bu sarmala giren şirketlerin bu uygulamalarının bu tür şirketlerin sorumluluklarını karşılayamamaları sonucunu getirmektedir. Bu tür gelişmelerde bu şirketlerin sorumlulukları sigorta fonu benzeri kurumlar varsa bu kurumlar tarafından, yoksa piyasadaki oyuncular arasında karşılanmaktadır.
ihtiyaçlarını karşılamak adına fiyatlarda indirim yaptığı, nakit akışlarını bir ölçüde karşıladığı
görülmektedir. Bu sarmala giren şirketlerin bu uygulamalarının bu tür şirketlerin sorumluluklarını karşılayamamaları sonucunu getirmektedir. Bu tür gelişmelerde bu şirketlerin sorumlulukları sigorta fonu benzeri kurumlar varsa bu kurumlar tarafından, yoksa piyasadaki oyuncular arasında karşılanmaktadır.
Bunun önüne geçmek için mutlaka mali açıdan sorunlu
şirketlerin sorumluluk sigortaları yazmasının önüne geçilmesi gerekir. Aksi takdirde
şu an uygulanan sistemde sadece fiyata bakılarak satın alınan bu üründe diğer
şirketlerinde fiyatlarında indirim yapacakları için tüm sektörün mali açıdan
sorun yaşaması gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak bilinmesi gereken trafik sigortalarında sektörün kar üretememesinin esas nedeni tarife uygulamaları yada aşırı rekabet değildir,2008 ortalarına kadar uygulanan tarife rejiminden bugün geriye dönük tazminatlara bakılırsa ne demek istediğim daha net anlaşılır.Sorun geriye dönük yapılan düzenlemeler ile bedeni hasarlarda her ülkede gerçekleşen ani patlamalardır.
Sigorta sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinin sağlanabilmesi için denetimin çok sıkı biçimde yapılması ve sıkıntıya düşen şirketlerin bu branşta iş yazmasının önüne geçilmesi mutlaka şarttır. Diğer yandan sigorta şirketlerinin son dönemdeki geriye dönük kararların bilançolarına olan etkilerini ortaya koymaları ve bunun rakamsal etkilerini kamuoyu ile paylaşmaları mutlaka gereklidir. Zira kamuoyunda sürekli olarak kar etmeyi beceremeyen ve sektörü yönetmekten aciz yöneticilerin var olduğu bir imaj giderek sektörün üzerine yapışmaktadır.
Sigorta sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinin sağlanabilmesi için denetimin çok sıkı biçimde yapılması ve sıkıntıya düşen şirketlerin bu branşta iş yazmasının önüne geçilmesi mutlaka şarttır. Diğer yandan sigorta şirketlerinin son dönemdeki geriye dönük kararların bilançolarına olan etkilerini ortaya koymaları ve bunun rakamsal etkilerini kamuoyu ile paylaşmaları mutlaka gereklidir. Zira kamuoyunda sürekli olarak kar etmeyi beceremeyen ve sektörü yönetmekten aciz yöneticilerin var olduğu bir imaj giderek sektörün üzerine yapışmaktadır.
9 Şubat 2015 Pazartesi
CEO'nun SORUMLULUĞU
CEO’ların iş yapma biçimleri aslında şirketlerin
performanslarına direkt olarak etki eder. Bir CEO’nun şirketin operasyonel
etkinliğine ve karar alma proseslerine olan etkisi CEO'nun çalışma biçimi,hiyerarşiyi kullanıp kullanmaması,takip sistemi ile yakından ilgilidir.CEO'nun organizasyonun düzgün çalışması için yapması gerekenleri aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
2. Çalışanlar: Emeklerinin doğru değerlendirilmesini ve piyasadaki en iyi ücret imkanının yaratılmasını, iş güvenliğini ve gelişme ve kariyer planlaması yapılmasını beklerler.
3. Dağıtım Kanalları: Şirketin önemli bir parçası olduklarının hissedilmesini, piyasa şartlarının elverdiği ölçüde doğru biçimde gelirlerinin oluşturulmasını, gelişimlerine yatırım yapılmasını, gelecekleri ile ilgili öngörülebilir bir satış stratejisini duymayı beklerler.
6. Devlet: Tüm kanun ve kurallara tam uyum sağlayan doğru ve etik kurallardan ayrılmayan, bilgileri her an hazır tutabilecek bir operasyon oluşturulmasını, şirketin ödemesi gereken vergileri tam olarak ödeyen bir şirketin oluşmasını beklerler.
1. CEO, şirketin hedeflerini oluşturmak ve organizasyonu
dizayn etmekle sorumludur. CEO ayrıca organizasyonda yer alan kişilerin yetki
ve sorumluluklarını ve iş tanımlarını net biçimde oluşturmalı ve bunun
sonucunda herkesin şirket hedeflerini gerçekleştirmek için ne yapmaları
gerektiğini anlamalarına yardımcı olmalıdır. Diğer yandan çeşitli uygulamaları
takip ederek kişilerin motivasyonunun en üst seviyede kalmasını sağlamalıdır.
2. CEO, çalışacağı üst yöneticileri seçmeli ve bunların
şirket hiyerarşisi içerisinde konumlandırılmasını sağlamalıdır. Üst
yöneticilerin kişisel kaliteleri yanında en önemli konu üst yöneticilerin görev
bölümünün çok net biçimde yapılmasıdır. Bunun yanında seçilen kişilerin
birbirlerini tamamlayabilecek ve gerçek anlamda takım oyuncusu olabilmeyi
başarabilmelidir. General Electric şirketinin CEO’su şirketin üst 100
yöneticisinin işe alımını bizzat yapmakta diğer yandan 600 yöneticisinin
terfilerine karar verme prosesinde mutlaka yer almaktadır. Bu şekilde işe alım
prosesine dahil olan CEO, şirketin temel değerlerine uygun işe alımın
yapılabilmesini, şirket kültürünün adaylara doğru yansıtılması ve beklentilerin
açıkça paylaşılması bakımından son derece yararlı olmaktadır.
3. CEO, yöneticilerin hedeflerinin tespitinde,bu hedeflerin neler olduğu ve bu hedeflerin rakkamsal olarak kendilerine bildirilmesinde,ayrıca
kişilerin neyi gerçekleştirirlerse ne alabileceklerinin oluşturulmasında da işin içinde olmalıdır. Finansal paketin oluşturulmasında
adil, şeffaf, şirketin genel hedefleri ile uyumlu bir yaklaşım sadece o kişi
için değil tüm yöneticiler bakımından çok
önemsenir.
önemsenir.
4. CEO şirket içindeki çeşitli fonksiyonların uyumlu
çalışması ve şirket içinde doğru ve dengeli bir yönetim yaklaşımının tüm
departmanlar ve fonksiyonlarca paylaşılmasını sağlamalıdır. Bütün bu
fonksiyonların CEO tarafından doğru biçimde takip edilebilmesi organizasyonda
olabilecek aksamaların zamanında tespitine ve vakit geçirilmeden diğer
fonksiyonları etkilemesine mahal verilmeden sorunların giderilmesine katkı
sağlayacaktır.
5. CEO’nun uygulamaları ve şirket yönetim biçimi şirket
içinde ve dışındaki değişik gruplar tarafından takip edilir ve oluşan genel
kanaat şirketin genel görünümünü oluşturur.. CEO’nun şahsiyeti şirketin
aldığı kararların kabul edip uygulanmasında kolaylık ya da zorluğa yol
açabilir. Şahsi şöhretin oluşmasında geçmişteki kararlar ve bu kararların
başarılı olup olmamasının etkisi büyüktür. Şirketin genelde yarattığı tutarlı, adil,
etik, piyasa gerçeklerini gözeten uygulamaları şirkete diğer grupların
yaklaşımlarını da etkiler.
CEO’nun uygulamalarında özellikle dikkate alması gereken
değişik gruplar ve bu grupların beklentileri bulunmaktadır.
1. Sermayedarlar ve Yatırımcılar: Yatırımlarının
karşılıklarını doğru biçimde ve sürekli biçimde almak, kendilerine doğru, zamanında,
şeffaf biçimde bilgi akışının temin edilmesini beklerler.
2. Çalışanlar: Emeklerinin doğru değerlendirilmesini ve piyasadaki en iyi ücret imkanının yaratılmasını, iş güvenliğini ve gelişme ve kariyer planlaması yapılmasını beklerler.
3. Dağıtım Kanalları: Şirketin önemli bir parçası olduklarının hissedilmesini, piyasa şartlarının elverdiği ölçüde doğru biçimde gelirlerinin oluşturulmasını, gelişimlerine yatırım yapılmasını, gelecekleri ile ilgili öngörülebilir bir satış stratejisini duymayı beklerler.
4. Müşteriler: Şirket tarafından gereksiz yüklemeleri
içermeyen, kişisel performanslarına uygun doğru bir maliyet hesabını içeren bir
fiyat, fiyatlamada istikrar ve en kısa sürede sorunlarının çözümünü beklerler.
5. Toplum: Sosyal sorumluluk projelerine duyarlı çevreye
saygılı bir şirketle çalışmayı beklerler.
6. Devlet: Tüm kanun ve kurallara tam uyum sağlayan doğru ve etik kurallardan ayrılmayan, bilgileri her an hazır tutabilecek bir operasyon oluşturulmasını, şirketin ödemesi gereken vergileri tam olarak ödeyen bir şirketin oluşmasını beklerler.
7. Dış Denetim Kurumları: Şirketin tüm bilgi, belgelerinin
tam, eksiksiz ve doğru biçimde kendilerine sunulmasını beklerler.
Bu yedi grubun beklentilerini belirli bir denge içinde karşılayacak organizasyonun kurulması ve stratejilerin oluşturulması CEO'ların ana işidir. Bu dengenin oluşturulmasında bir grubun bu dengeyi bozacak biçimdeki taleplerindeki artış, CEO'nun oluşturduğu modeli ve stratejiyi etkilediği gibi diğer grubun elde edeceklerini azaltacağı için mutsuzluk yaratacak ve bu grubun genel stratejiye olası katkılarını azaltacak ve hedeflerin gerçekleşmesini önleyebilecektir.
Bu yedi grubun beklentilerini belirli bir denge içinde karşılayacak organizasyonun kurulması ve stratejilerin oluşturulması CEO'ların ana işidir. Bu dengenin oluşturulmasında bir grubun bu dengeyi bozacak biçimdeki taleplerindeki artış, CEO'nun oluşturduğu modeli ve stratejiyi etkilediği gibi diğer grubun elde edeceklerini azaltacağı için mutsuzluk yaratacak ve bu grubun genel stratejiye olası katkılarını azaltacak ve hedeflerin gerçekleşmesini önleyebilecektir.
26 Ocak 2015 Pazartesi
AVRUPA SIGORTA PAZARI 2013 SONUÇLARI
Geçtiğimiz hafta içinde Avrupa Sigorta Endüstrisi 2013
sonuçları yayımlandı. Avrupa sigorta endüstrisi dünya sigorta pazarının %35’ini
temsil eden en büyük pazar konumunda. Bu rapordaki sonuçların doğru analizi
aslında sigorta sektörümüzün gideceği yönün ne olacağını önceden tahmin etmek
bakımından son derece faydalı olacaktır.
Avrupa'daki sigorta şirketlerinde çalışan sayısı 924.000 kişi civarındadır. Çalışan sayısında çok az da
olsa bir azalma görülmektedir. Ülkemizde ise 18.153 kişi sektörde çalışmakta ve her yıl çalışan sayısındaki artış aynen devam etmektedir.
Avrupa'da 2013 yılında toplam sigorta pazarındaki büyüme
%2,1 civarında gerçekleşmiş olup hayat branşındaki artış %3,1 olarak
gerçekleşirken elementer branştaki büyüme ise % 0,7 civarında gerçekleşmiş. Avrupalı
sigorta şirketlerinin son yıllarda büyümede ciddi sorun yaşamalarının ve büyüme
kaynağını gelişmekte olan pazarlara kırmalarının mecburiyetten kaynaklandığını
bu rakamlardan görmekteyiz. Türkiye sigorta piyasası Avrupa sigorta piyasasının
toplam primde %0,75’ini, elementer primde %1,6'sını, oto sigortalarında ise % 2,75’ini
temsil ediyor. Önümüzdeki dönemde de Avrupalı sigorta şirketlerinin
ülkemiz piyasasına girmek konusunda iştahlarının devam edeceğini düşünüyoruz.
Hayat branşının toplam primin %60’ını teşkil ettiği
Avrupa sigorta piyasasında hayat branşındaki prim 667 milyon Euro'ya, elementer
branşta ise 450 milyon Euro'ya ulaştığını görmekteyiz. Ülkemiz sigorta
piyasasında hayat alanında son derece küçük kalındığı ve piyasanın
aslında elementer ağırlıklı bir dağılım gösterdiği görülmekte.
Hayat sigortacılığının Avrupa ve batı sigorta
piyasalarında gelişmesinin arkasındaki en önemli neden banka ve kredi veren
kuruluşların kredi verme kapasitesinin büyüklüğü ile tüm sorumluluklarını hayat
sigortası ile teminat almalarından kaynaklanmaktadır.
Toplam penetrasyon oranlarına bakıldığında toplamda % 7,68’lik
bir orana ulaşıldığı hayatta bu oranın %3,10 olduğu görülmektedir. Yukarıdaki
tespite uygun biçimde ülkemiz sigortacılığında
penetrasyon oranının %1,3 olduğu ve sigortalanma oranı bakımından oldukça geri olduğumuzu (bu
oranlarda Romanya en dipte ondan sonra gelen ülke maalesef bizim piyasamız) ama diğer yandan da olumlu açıdan bakıldığında potansiyelin çok yüksek olduğu sonucuna varmamızda mümkün olacaktır.
penetrasyon oranının %1,3 olduğu ve sigortalanma oranı bakımından oldukça geri olduğumuzu (bu
oranlarda Romanya en dipte ondan sonra gelen ülke maalesef bizim piyasamız) ama diğer yandan da olumlu açıdan bakıldığında potansiyelin çok yüksek olduğu sonucuna varmamızda mümkün olacaktır.
Avrupa sigorta piyasasında sigortacıların en önemli bir
diğer fonksiyonu olan fon yaratma işlevini çok başarılı biçimde yerine
getirdiği görülmektedir. Avrupa’daki sigortacıların ellerindeki fonların toplam
milli gelire oranı %59’a, bu fonların Avrupa'daki toplam fonların %50’sine, dünyadaki
fonların ise %12’sine ulaştığı görülmektedir. Yatırılan fonların %55’inin
devlet kağıtları ile şirket fonlarına yatırıldığı ve sigorta şirketlerinin
gerçek kurumsal yatırımcı rolünü Avrupa’da son derece iyi oynadığını görüyoruz.
Her zaman söylediğimiz gibi sigorta endüstrisinin büyümesi ile birlikte
yatırımcı fonksiyonunu yerine getirmesinin ülkenin dış borcuna ve stabil bir
borçlanma zemini oluşturmasına çok önemli katkı sağlayacağını
düşünmekteyim.
Dağıtım kanalı gelişmelerine bakıldığında hayat alanında
bankaların, elementer branşta ise acentelerin ağırlıklarının aynen devam
ettiğini görmekteyiz. Acentelerin en ağırlıklı olduğu ülkeler İtalya ve
Almanya, brokerler kanalında (Avrupada çoğu ülkede çoklu çalışan acenteye broker denmektedir)İngiltere ve Belçika, direkt satışta Hollanda, Finlandiya
ve Hırvatistan ağırlıklı kanal olarak görülmektedir.
Sigorta şirketi sayılarında Avrupa’da bir önceki yıla
göre küçükte olsa bir azalma olduğunu görmekteyiz. İngiltere'de 1.229, Almanya'da
560, Fransa'da 395 sigorta şirketi olduğunu, ülkemizde bu sayının 68 olduğunu
görmekteyiz. Sigorta şirketi sayısının oldukça fazla olduğu Avrupa piyasasında
esas takip edilmesi gerekenin ilk 10 şirketin piyasanın ne kadarını temsil
ettiğidir ki bu sonuçlarda bize Avrupa'da ölçek ekonomisine uygun çalışmayan
bir pazar yapısının olduğunu da ayrıca göstermektedir.
12 Ocak 2015 Pazartesi
ACENTELİĞİMİ SATSAM NE EDER?
Acenteliğin sadece günlük gelir yaratma dışında doğru
yönetildiğinde acente sahibi için önemli bir değer yaratma imkânı sağladığını da
göz ardı etmemek gerekir. Acentelerin işlerini yaşlanma, işi yönetme konusunda
zorlanma, yeni müşteri yaratamama, iş bıkkınlığı gibi nedenlerle devam
ettirmeme kararı alıp devrederek portföyü paraya çevirme arzusunda oldukları
sıkça görülmektedir. Büyümek isteyen diğer acentelerin ya da fonların acente
portföylerini satın almayı sıklıkla kullandıkları görülmektedir. Bu satın
almada belirlenmiş bir formül var mıdır? Yoksa serbest rekabetin ana kuralına
uygun arz ve talebin kesilmesinde oluşan fiyat mı bu değeri ortaya çıkaracaktır
sorusu her zaman gündemdedir.
3. Müşteri Portföyü ve İlişkileri: Müşteri portföyü ile bu müşterilerin acente ile olan ilişkileri ve acente portföyünde ortalama kalış süreleri
10 yıl öncesinde Amerikan piyasalarında uygulanan formül
basit olarak elde edilen yıllık komisyon gelirinin 4 katı olarak
hesaplanmaktaydı. Bugünlerde gelinen nokta elde edilen komisyon gelirinin 1,2 ile 2 katı arasında oluşmakta. Sadece komisyon gelirinin doğru bir baz
oluşturmayacağından hareketle satın almanın EBITDA (amortisman düşmeden önceki
kar) bazında yapılması gerektiğini ifade eden kurumlarda bulunmaktadır. Dünyada
10 yıl önce kullanılan formüllere bakıldığında satın almada 7 ile 14 kat arasında bir oran uygulanmakta iken bugün artık uygulanan rakamlar 3 ile 8 kat arasındadır.
Bu çarpanlar sadece bir fikir ya da kıstas oluşturmak
amacı ile verilmektedir. Yoksa piyasa şartları, dağıtım kanalı piyasasının
durumu, bu sınırların dışında da çarpanları gündeme getirebilir. Bütün bunların
dışında alıcının iştahı ile satıcının satma arzusunun kesişmesinde ortaya çıkan
rakam en gerçekçi rakam olacaktır.
Hangi bazda yapılırsa yapılsın acentenin değerlemesinde
üç ana konu değeri esas olarak belirlemektedir.
1. Büyüme: Acentenin yıllar itibarı ile sürekli olarak reel
anlamda büyüyüp büyümediği
2. Karlılık: Acentenin yaptığı işten para kazanıp
kazanmadığı3. Müşteri Portföyü ve İlişkileri: Müşteri portföyü ile bu müşterilerin acente ile olan ilişkileri ve acente portföyünde ortalama kalış süreleri
Bu temel esaslar dışında dikkate alınması gereken bazı
diğer hususlarda bulunmaktadır. Bu değerlemeyi yaparken acentenin yaşı ve
vizyonu son derece önemlidir. Genç bir acentenin her yıl %25 büyüttüğü acente
portföyü ile yaşlı bir acentenin son yıllarda hiç büyütemediği bir acente
portföyünün değerlemesi aynı olmayacaktır. Yine yaşlı acentenin portföyünün
yaşlı arkadaş çevresinden oluşması vs. gibi faktörler o acentenin büyüme
potansiyelinin değerlendirilmesinde önemli ip uçları verecektir.
Önümüzdeki dönemden ülkemizde bugün piyasada faal olan acentelerin %50 sinin ölçek ekonomisi şartları nedeni ile devam etmesi mümkün görülmemektedir. Artık ülkemizden müesseseleşmiş 25 -50milyon TL üreten en az 250 adet acentenin oluşması mutlaka gereklidir. Ölçek açısından büyüyen acentelerin yeterli yatırımı yapacak güce sahip olması, kuracakları organizasyonları ve markaları ile daha da büyüyecekleri kurumlar haline gelmesi mutlaka gereklidir. Bunu gerçekleştirmek için
acentelerin organik büyüme yanında inorganik büyüme alternatiflerini de artık kullanmalarını beklemeliyiz.
acentelerin organik büyüme yanında inorganik büyüme alternatiflerini de artık kullanmalarını beklemeliyiz.
9 Ocak 2015 Cuma
RUSYA'DA TRAFİK SİGORTALARINDA YAŞANANLAR
Son 2 yıldır Rus oto sigortaları pazarında toplam primin
%40’ını temsil eden trafik sigortalarında Rus sigorta tarihinde görülmemiş bir
kriz ortaya çıktı. 200 civarında lisans almış sigorta şirketinden 18 sigorta
şirketinin lisansları iptal edildi,80 sigorta şirketi bu branşta iş yazmayı
durdurdu ve geri kalan 101 sigorta şirketi bu branşta iş yazmaya devam etti.
Bu alanda yaşanılan sorunun kaynağında sigorta
şirketlerinin aldıkları prim ile gerçekleşen hasarı karşılayamamaları ve bu
olumsuz ilişkinin giderek daha da bozulması yatıyor. Tabi bu bozulma hasar
maliyetlerindeki artıştan kaynaklansa da trafik primlerinin merkezi otorite
tarafından belirlendiği Rusya pazarında primlerin son 11 yıldır hiç
arttırılmaması da sorunun en önemli nedenini oluşturuyor. Hasar maliyetlerinin
sürekli biçimde arttığı Rusya’da 13 bölgede hasar prim oranının %70i,18 bölgede
%77yi ve 3 bölgede ise %100 ü geçtiği gözleniyor. Bu hasar oranlarının çok
yüksek olması ile birlikte operasyonel giderlerinde çok yüksek olması son yıllarda
bileşik rasyonun %120’lerin altına düşmesine olanak vermedi. Yani sürekli zarar
kaçınılmaz hale geldi. Bugün hemen hemen tüm sigorta şirketleri bu olumsuz
gidişten daha fazla etkilenmemek için bu poliçeleri yazmaktan kaçınmaya başladı.
Şirketler müşterilerden bu konuda baskı gelmesi durumunda ise bu poliçeyi hayat
veya ferdi kaza teminatı içeren poliçeler ile birlikte satma yolunu tercih
ediyorlar.
Eylül 2014’ten itibaren piyasanın düzeleceğinden umudu
kesen özellikle yabancı büyük oyuncuların birbiri ardından Rus pazarında artık
trafik sigortası satmayacaklarını içeren açıklamaları giderek daha fazla
gazetelerde boy göstermeye başladı. Nitekim Hollandalı grup ACHMEA’nin Rusya’daki
operasyonunu Companion şirketine satacağını açıklamasının ardından Allianz oto
sigortalarındaki Pazar payını düşüreceğini ve daha ziyade ticari ve sanayi
segmentinde daha fazla iş yazacağını diğer yandan sağlık ve sorumluluk
sigortalarında daha aktif olacağını açıkladı. Zurich grubu da aynı şekilde
Rusya’daki bireysel iş yapan sigorta şirketini geçen hafta OLMA grubuna
sattığını açıkladı. Bu karar aslında Zurich’in karsız pazarlardan çıkarak karlı
büyüme vadeden pazarlara girme stratejisinin bir parçasıydı. Diğer yandan
kurumsal alanda iş yazan şirketinin faaliyetlerine devam edeceğini açıklayan
Zurich özellikle Rus ve çok uluslu şirketlerin büyük sanayi işletmelerine
teminat vermeye devam edeceklerini açıkladı.
2013 yılında ilk 20’de yer alan şirketlerden yarısının bu
branşta çok yüksek bileşik rasyoya sahip olması bu alanda daha fazla
konsolidasyon beklentisi içine girilmesine yol açtı. Rusya’da önemli Pazar
payını temsil eden Rosgosstrakh şirketinin ilk 5 de yer alan Soglasie şirketini
satın alacağı yönündeki spekülasyonların bugünlerde basında yer alması yine
bazı şirketlerin ödemelerindeki gecikmelerin sigortalılarda yarattığı
memnuniyetsizliğin artması şirketlere giderek artan baskıları da beraberinde
getirdi.
Rusya’da bu kötü gidişi ancak bu yıl fark eden düzenleyici
kurum (Rusya Merkez Bankası) trafik sigortalarındaki bu kötü gidişi durdurmak
adına Haziran 2014 tarihinde yeni bir kanun değişikliği yapılmasını sağlamış ve
bu değişiklikleri 2019 yılına kadar kademeli biçimde uygulamayı planlamıştır. Bu
plana göre 30eylül 2014de trafik sigortalarına %23-30 civarında zam yapılmış ve
trafik tarifesinde 1980 Rub civarında olan en düşük fiyatın 2440Ruba en yüksek
fiyatın ise 2574 Ruba çıkarılması kararlaştırılmıştır.
Bütün bu önlemler mevcut kötü gidişi durduracak nitelikte
görülmemektedir. Ancak Merkez Bankasının kısa sürede yeni bir fiyat artışını
yapacağı da beklenmemektedir. Bu durumda sigorta şirketlerinin bu fiyat artışı ile
zarar etmeye devam edecekleri ve bu zararları ne kadar devam ettirebilecekleri,
oluşan zararları karşılayacak sermaye artışını yapmaya istekli olup olmadıklarına
dönük sorular sorulmaya devam edecektir. Bu gelişmeler sonucunda sigorta
şirketlerinin bu poliçeleri yazmaktan imtina edecekleri, bunun sonucunda
sigortalıların alacağı hizmette ciddi sorunlar yaşanacağı ve sigorta sektörünün
imajının olumsuz yönde etkileneceği beklenmektedir.
Diğer yandan son aylarda Rusya’da oluşan ekonomik krizin
ve rublede meydana gelen çok yüksek değer kayıplarının sigorta şirketlerini
ciddi anlamda etkileyeceği ve sigorta pazarının ciddi anlamda kaosa
sürükleyeceği ayrıca beklenmektedir.
Aslında tüm dünyada benzer sorunları zaman zaman gördüğümüzü düşündüğümüzde bunu aşmanın tek yolunun fiyatları serbest bırakarak denetleyici makamların sigorta şirketlerinin mali durumunu çok ciddi biçimde takip etmesi olduğu herkesçe kabul edilmektedir. Dolayısı ile doğru rezervleme sisteminin kurulması, uygulanmasının tavizsiz sağlanması, sermaye yetersizliği olan şirketlerin sistemden vakit geçirilmeden çıkarılması, sağlıklı bir sistemin oluşması için mutlaka gerekli görülmektedir.
25 Aralık 2014 Perşembe
SÜRÜCÜSÜZ ARAÇLAR GELİYOR, SİGORTAYA İHTİYAÇ KALMAYACAK MI?
Uzmanlar 2019 yılından itibaren showroomlarda sürücüsüz
araçları görmeye başlayacağımızı 2025’ten itibaren ise bu tür araçların çok
yaygınlaşacağını söylüyorlar. Bu araçların piyasaya çıkması ile birlikte
otomotiv sektörünün kendi içinde çok önemli değişimler göreceği tahmin edilirken,
diğer endüstrilerinde bu değişimden ciddi biçimde etkileneceği ifade ediliyor.
Öncelikle araç ağırlıklarında ciddi azalmaya gidileceği, çelik
kullanımından vazgeçileceği, hava yastığı gibi çoğu enstrümanın
fonksiyonsuzlaşacağı öngörüsünde bulunuyorlar. Bu gelişme araç maliyetlerinde
önemli tasarruf ortaya çıkaracak, araçların üretim sürelerini kısaltacak ve de
en önemlisi yakıt kullanımını azaltacak gelişmeler olarak niteleniyor.
Kompüterler tarafından kullanılacak araçların yollarda
hızları daha ciddi kontrol etmeye imkân sağlayacağı diğer yandan otoyolların
daha iyi kullanılmasının yeni otoyol yapımına olan ihtiyacı azaltacağından bahsediliyor.
Otomasyon nedeni ile kullanılan araçların trafik
sıkışıklığına yol açmayacağı, trafik ışıkları konusunda yeni arayışların
gündeme geleceği bekleniyor.
Hastane sistemi trafik kazaları nedeni hastaneye
yatırılan çok sayıda yaralı ya da ağır yaralı müşteriden yoksun kalacak.
Bu araçların kaza yapma olasılıkları düşeceği için oto tamirhaneleri çok az sayıda hasarlı araçla karşılaşacaklar.
Çelik üreticileri üretimlerinin en önemli bölümünü oluşturan otomotiv endüstrisinden yoksun kalacaklar.
Devletlerin en önemli gelir kaynaklarından biri olan trafik cezaları yok olacak, trafik düzenini
sağlayan polis ihtiyacı azalacak.
Sürücüsüz araçlar bugüne kadar araç fiyatları pahalı olduğu için araç alamayan genç neslin ya da engelli kişilerin araç sahibi olabilmelerine imkân sağlayacak.
Araç paylaşma sistemi daha da gelişecek araç sahipliği yerini bu yeni sisteme bırakacak.
Bu araçların kaza yapma olasılıkları düşeceği için oto tamirhaneleri çok az sayıda hasarlı araçla karşılaşacaklar.
Çelik üreticileri üretimlerinin en önemli bölümünü oluşturan otomotiv endüstrisinden yoksun kalacaklar.
Devletlerin en önemli gelir kaynaklarından biri olan trafik cezaları yok olacak, trafik düzenini
sağlayan polis ihtiyacı azalacak.
Sürücüsüz araçlar bugüne kadar araç fiyatları pahalı olduğu için araç alamayan genç neslin ya da engelli kişilerin araç sahibi olabilmelerine imkân sağlayacak.
Araç paylaşma sistemi daha da gelişecek araç sahipliği yerini bu yeni sisteme bırakacak.
Diğer endüstrilerde olacak değişimleri bir kenara bırakıp
ana konumuz olan sigortacılığa etkilerini biraz daha detaylı incelememizin
sigortacılığın gelecekteki şekillenmesi bakımından önemli olduğunu söylememiz
lazım.
Geçtiğimiz Aralık ayında İngiltere’de RSA sigorta şirketi
Greenwich bölgesinde uygulamaya alınan sürücüsüz araç uygulamasında İngiliz
hükümetinin sigorta konusunda yetkili stratejik ortağı olduğunu açıkladı. Bu
proje ile sürücüsüz araçların İngiltere’de kullanımı ve kullanılmasında karşılaşılabilecek
zorluklar her yönü ile araştırılıyor. Bu projedeki diğer stratejik ortaklar ise
Shell ve Telefonica olarak açıklandı.
Sigorta tekniği açısından konuya bakıldığında az sayıda
oluşacak hasar sigorta primlerinin çok ucuzlamasına yol açabilecek. Bugüne
kadar elde edilen istatistiki veriler bir anda anlamsız hale gelecek. Diğer
yandan mecburi sigortanın varlığı hükümetlerce sorgulanmaya başlanacak ve belki
de kaldırılması yönünde bazı kararlar alınabilecek. Katastrofik nitelikli
hasarlara karşı sigortaya hala bir talep olacak ancak onun dışında talep
giderek düşecek gibi gözüküyor.
Katastrofik nitelikli hasarlara sadece tabii afet olarak
bakılmayacak. Sürücüsüz araçların bilgisayar siteminde ya da gps sisteminde
oluşabilecek bir arıza durumunda ortaya çıkabilecek büyük felaketlerin
sigortalanması ihtiyacı da şimdiden tartışılmaya başlandı. Sürücüsüz araçların
sigorta teminatı ihtiyacında ise sigortalı kişinin poliçe satın alması yerine
sürücüsüz araçları imal eden yada sadece bu programı dizayn eden şirketlerin
ürün sorumluluğu yada mesleki sorumluluk poliçelerine talep olacağı
düşünülüyor.
Gelecekte konuşacağımız çok önemli bir diğer konu da bir
kaza sonucunda kazaya karışan araçların sorumluluklarının nasıl belirleneceği
konusu. Aracın sahibinin sürücüsüz araçların yapmış olduğu kazanın
sonuçlarından sorumlu olacağı kural olarak geçerli olacak gibi gözüküyor. Ancak
bu aracı üreten şirkete de bu kazanın maddi sonuçlarını devretmek için davalar
açılabileceği ve bunun da geleneksel sigortacılık yaklaşımlarını değiştirecek
bir gelişme olacağı ifade ediliyor. Hukuki altyapının bu yeni oluşuma uygun
değişmesi ile birlikte aracın sahibinin özelliklerinin dikkate alınmadığı ve
tamamen ürün sorumluluk sigortası ile üretici firmaların yaptıracağı bir
sigorta sisteminin ortaya çıkacak. Bu yeni dönemin bu güne kadar bireysel
nitelikli olan oto sigortalarını kurumsal hale dönüştüreceği diğer yandan tüm
dünyada toplam prim üretiminin %40 - %60 arası bir pay elde eden bu branşın
belki de ortadan kaybolacağı, bireysel oto sigortaları ağırlıklı iş yazan satış
kanallarının portföylerinde ciddi küçülme ve değişimler yaşanacağı yine
beklentiler arasında.
Diğer yandan sürücüsüz araçlarda "cyber risk" diye
tanımlanan programların ele geçirilmesi ya da hacklenmesi halinde ortaya
çıkacak maddi sonuçların sigortalanma ihtiyacı da ortaya çıkacak gibi gözüküyor.
Sisteme giren hackerların bu tür otomobilleri çalabilmesi ya da başka amaçlarla
kullanabilmesi de ayrıca önümüzdeki dönemin riskleri olarak karşımıza çıkacak.
10 Aralık 2014 Çarşamba
ACENTENİN PORTFÖY YÖNETİMİ
Gelişmiş ülke sigortacılığında acentelerin profesyonel
biçimde portföylerini yönettikleri; ekonomide, sigorta piyasasında, şirket
uygulamalarındaki gelişmelere göre stratejilerini değiştirdiklerini
görmekteyiz.
Acentenin kendi öz portföyünü büyütmesi ve kendi müşteri tabanını geliştirmesi, müşteri tavsiyelerinin değerlendirilmesi ve yapacağı diğer satış faaliyetleri ile elde edeceği yeni müşteri kazanımları ile gerçekleşir ki biz buna organik büyüme diyoruz. Gelişmiş pazarlarda sıkça görülen ve bizde de yavaş yavaş görülmeye başlanan bir diğer büyüme biçimi de inorganik büyümedir ki bu genellikle hastalık, yaşlılık, iş gelişmesi durmuş ya da iş yorgunluğuna kapılmış acentelerin portföylerini satın almak sureti ile olur. Önümüzdeki dönem acentelerin %50’sinin yeterli ölçeği yaratamadığı sektörümüzde bu alanda ciddi hareketlenmenin olacağı beklenmelidir.
Acentenin büyümesi için yeni iş yaratmak yanında en önemli faktörlerden biri de yenileme oranıdır. Acente, mevcut müşterilerin karlılığının yeni iş olarak kazandığı müşterilerin karlılığının çok üzerinde olacağını bilmelidir. Mevcut müşteri, sadece karlı olması açısından değil, gerek bu müşteriye satılacak diğer ürünler ve gerekse bu müşterilerin tavsiyeleri ile sağlanacak diğer yeni müşteriler açısından da acenteler için önemlidir. Bu bakımdan mevcut müşteriyi elde tutma yani müşterinin yenilenmesi acente açısından son derece önemlidir. Bu oranın takibi sürekli olarak yapılmalı ve bunun sonuçları çalışanlarla değerlendirmelidir.

Acentenin mevcut müşterisini elinde tutma oranı ve süresi o acentenin başarılı bir portföy yönetimi yapıp yapmadığının göstergesidir. Gelişmiş ülkelerde acente satın almalarında değerlendirmede ilk göz önüne alınan nokta acentenin bu konuda başarılı olup olmamasıdır. Bu bakımdan acentenin müşterisi ile olan ilişkisini sürekli kılacak şekilde müşterinin beklentilerine cevap verebilecek yaklaşımları oluşturması çok önemlidir.
Acentenin kendi öz portföyünü büyütmesi ve kendi müşteri tabanını geliştirmesi, müşteri tavsiyelerinin değerlendirilmesi ve yapacağı diğer satış faaliyetleri ile elde edeceği yeni müşteri kazanımları ile gerçekleşir ki biz buna organik büyüme diyoruz. Gelişmiş pazarlarda sıkça görülen ve bizde de yavaş yavaş görülmeye başlanan bir diğer büyüme biçimi de inorganik büyümedir ki bu genellikle hastalık, yaşlılık, iş gelişmesi durmuş ya da iş yorgunluğuna kapılmış acentelerin portföylerini satın almak sureti ile olur. Önümüzdeki dönem acentelerin %50’sinin yeterli ölçeği yaratamadığı sektörümüzde bu alanda ciddi hareketlenmenin olacağı beklenmelidir.
Acentenin büyümesi için yeni iş yaratmak yanında en önemli faktörlerden biri de yenileme oranıdır. Acente, mevcut müşterilerin karlılığının yeni iş olarak kazandığı müşterilerin karlılığının çok üzerinde olacağını bilmelidir. Mevcut müşteri, sadece karlı olması açısından değil, gerek bu müşteriye satılacak diğer ürünler ve gerekse bu müşterilerin tavsiyeleri ile sağlanacak diğer yeni müşteriler açısından da acenteler için önemlidir. Bu bakımdan mevcut müşteriyi elde tutma yani müşterinin yenilenmesi acente açısından son derece önemlidir. Bu oranın takibi sürekli olarak yapılmalı ve bunun sonuçları çalışanlarla değerlendirmelidir.
Acentenin satış stratejisini önceden belirlemesi ve bu
stratejiye uygun oluşturduğu bütçesinin aylık ve yıllık gelişmesini sürekli
biçimde takip etmelidir. Acentenin portföy takibi ile ilgili çok basit örnek
verirsek; (daha yaygın olarak kullanıldığı ve daha çok takip edildiği için prim
örneğe baz olarak alınmıştır, gelişmiş analizlerde poliçe adedi ya da müşteri
adedi alınmalıdır). Acentenin Ocak 2013’te 100.000 TL prim üretimi varsa,
Ocak 2014’te bu primlerden 80.000 TL sini yenileyebilmişse yenileme oranı
kabaca %80 olur.
Acentenin 2014 Ocak ayında gerçek anlamda büyüyebilmesi
için yenilemede müşteri sayısındaki düşme, müşterinin malvarlığındaki azalma, fiyatlardaki
düşme, vade kayması nedenlerine bağlı olarak kaybettiği 20.000 TL nin üzerinde
yeni primi portföyüne katması gerekir. Acentenin reel büyüme sağlaması
için bir önceki yıla göre primsel
artışının mutlaka yıllık enflasyonun üzerinde gerçekleşmesi beklenir. Bu
büyümeyi rakamsal olarak ifade etmemiz gerekirse acente basit hesapla 80.000 TL
yenilediği işlerden elde etmiş ve bunun üzerine 30.000 TL yeni iş koyup o ayki
üretimini 110.000 TL ye ulaştırmışsa ve enflasyon oranı %8 ise kabaca basit
hesapla %2 reel büyüme sağlamış olur.
Acentenin büyümesinin sağlıklı olabilmesi mevcut müşteri
portföyünün fire vermeden yenilenebilmesine bağlıdır. Acente mevcut
müşterilerin karlılığının yeni iş olarak kazandığı müşterilerin karlılığının
çok üzerinde olacağını bilmelidir. Mevcut müşteri, sadece karlı olması
açısından değil, bu müşteriye satılacak diğer ürünler ve bu müşterilerin
tavsiyeleri ile sağlanacak diğer yeni müşteriler açısından da acenteler için
son derece önemlidir. Bu bakımdan mevcut müşteriyi elde tutma yani müşterinin
yenilenmesi acente açısından son derece önemlidir. Bu oranın takibi sürekli
olarak yapılmalı ve bunun sonuçları çalışanlarla değerlendirmelidir.
Acentelerin portföyünü yönetirken aylık/yıllık yenileme
oranlarına yoğunlaşmasını önemli bulmakla birlikte(çoğu acentenin maalesef bu
oranlara bile bakmadığını da bilinmekte) bu konuda dikkate alınması gereken iki
önemli husus daha olduğunu düşünüyorum.
a) Müşterinin Acentelikte geçirdiği süre
b) Yıllar itibariyle tarihsel yenileme oranı
a) Müşterinin Acentelikte geçirdiği süre
b) Yıllar itibariyle tarihsel yenileme oranı

Acentenin mevcut müşterisini elinde tutma oranı ve süresi o acentenin başarılı bir portföy yönetimi yapıp yapmadığının göstergesidir. Gelişmiş ülkelerde acente satın almalarında değerlendirmede ilk göz önüne alınan nokta acentenin bu konuda başarılı olup olmamasıdır. Bu bakımdan acentenin müşterisi ile olan ilişkisini sürekli kılacak şekilde müşterinin beklentilerine cevap verebilecek yaklaşımları oluşturması çok önemlidir.
Acentenin gerek portföy analizi ve gerekse müşteri
analizlerini takip edecek bir sistem kurması ile birlikte acente işini doğru
yönetebileceği bir strateji oluşturma imkanına sahip olacaktır.
Bu analizi örnek olarak yukarıdaki tabloyu baz alarak
yaptığımızda, acentenin ortalama müşteri tutuş suresi 1,5 yıldır. Aslında son 5
yıl ortalama müşteri tutuş oranı %63,07’dir. Doğal olarak son yıl müşteri tutuş
oranı %99,4'tür. Bu rakamların doğru analizi yapıldığında ortaya çıkan gerçek acentenin
1 yıldan uzun süre diliminde müşterilerini muhafaza etmede ciddi sorun yaşadığı
şeklindedir. Bu durumda acentenin çalışanları ile birlikte müşterilerin
portföyden gitme sebeplerini doğru biçimde tespit etmesi ve müşterinin
portföyde kalış süresinin uzatılmasına dönük tedbirleri zaman geçirmeden
uygulamaya sokması gereklidir. Bunun için bugüne kadar kendisini terk eden
müşterilerinin acenteyi neden terk ettiklerinin bir envanterinin çıkarılması
hatta bu müşterilerin aranarak neden başka şirket ya da acenteye gittiklerini
sormak faydalı olacaktır. Bu değerlendirmede fiyat rekabeti, servis kalitesi, hasar,
ilgisizlik gibi konuların ana neden olarak ortaya çıkması durumunda bu maddeye
özgü ne yapılabiliri araştırıp buna uygun çözümü uygulamaya almak gerekir. Bu
uygulamadan sonra her ay gelişmeleri takip ederek bu tedbirin olumlu etkisi
olup olmadığının tespiti son derece önemlidir.
Bu şekilde hazırlanacak olan tablo aslında acenteye son
derece önemli ipuçları da verecektir. Örneğin bu tabloda en fazla dikkat çeken
oran 2009 yılında en fazla yeni iş yazıldığı yıl olmasına rağmen müşterilerin
sadece %37,24’nün muhafaza
edilebilmesidir. Bu yıl bu kadar çok müşteri girmesi çok ucuz fiyat nedeni ile mi
olmuştur? Acentenin çalıştığı şirketin fiyatı diğer şirketlere göre çok daha
iyi diye diğer acentelerin işleri yazılmış mıdır? Bu şekilde gelen müşteriler
daha sonra fiyatlar normalleşince ait olduğu acenteye mi dönmüştür? Bu tür
analizlerin yapılması ile birlikte portföydeki iniş çıkışlar kontrol altına
alınacak ve acentenin istikrarlı bir portföy gelişim modeli uygulaması mümkün
hale gelecektir.
Görüldüğü gibi sadece sigorta şirketinin değil acentenin de
kendi portföyünü ve gelirlerini doğru biçimde geliştirebilmesi için portföy
analizlerine ve özellikle mevcut portföyünün yenilemesine konsantre olması son
derece önemlidir. Profesyonel acenteler bu tür analizler yaptıkça portföy
gelişmesi sürekli hale gelecek bu sayede sektörde kalış süreleri uzayacak ve
diğer acentelere göre önemli rekabet avantajı sağlayacaklardır.
Bütün bu analizlere zaman ayrılması ve değerlemelerin doğru yapılması acentenin geçmiş yıllarda yaptığı olumlu ya da olumsuz uygulamaları ortaya çıkarır ve geleceğe dönüş doğru stratejiler oluşturmasına yardımcı olur.
Bütün bu analizlere zaman ayrılması ve değerlemelerin doğru yapılması acentenin geçmiş yıllarda yaptığı olumlu ya da olumsuz uygulamaları ortaya çıkarır ve geleceğe dönüş doğru stratejiler oluşturmasına yardımcı olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)